Sanatla Yaşam
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ZİYARETÇİ SAYACI

ÇEPNİ SÖZLÜĞÜ

ÇEPNİ SÖZLÜĞÜ

Tarih 18 Mart 2012, 20:08 Editör admin

Çepni Sözlüğü
Mevlüt Kaya hazırladı.

ağşar :Turşu malzemesi.      
ağu :Zehir.       
ağzına bakıtmak                     :İkna etmek.      
ağzını hümürme                     :Ağlamaya başlama.      
aha :"İşte, burada" manasına gelir.     
ahacuk :Bkz. "aha".      
akak :Kaygan arazi.      
akaret :Kötü söz.      
akınduruk :Çam kabuğunda olan şeffaf madde.    
akınma :Kayak yapma.      
akış :Alkış.       
akma arabası                         :Kayak arabası.      
akmak :Karda veya toprakta kayak yapmak.    
akrab :Kötü akraba,akrep.      
albasması :Loğusa kadının kabusu.   
ala çıpır :Siyah beyaz.      
ala sefiye :Gelişigüzel.      
alabula :Çok renkli.      
alaf :Hayvan yiyeceği,yeşillik.     
alagarga :Eti yenen bir kuş.      
alamuk :Yağmurdan sonra havanın açması.    
alan baş :Kel.       
alartı :Karanlıktaki hafif beyazlık.     
alaş :Sarı-beyaz renkli inek.     
alaş :Karışık renkli.      
alaşavu :Hızlı kemençe oyunu.     
alaşşa etmek                           :Hakkından gelmek.      
alatakaç :Renkli,uzun gagalı karga.     
aldamak :Yanıltmak.      
aldurma :Sığdırma.       
alemiyun :Aliminyum kap.      
aletirik :El feneri.       
alınmak :Karnı doymak.      
alışdurma  :Ateşi tutuşturma.      
alışgun :Alışık.       
ali foruzu :Bir kuş çeşidi.      
alikopder :Helikopter.      
Allah kelamı etmemek            :Hiç konuşmamak.     
Allahlık :Durumu çok kötü.      
alma  :Elma.       
altına üsdüne getmek             :Tuvaletine yetişememek.     
altlık :Sobanın altına koyulan koruma.     
altus :Ters.       
aman dışlık :Rahatlık.       
amanet :Tabanca.       
amanet :Emanet.       
amanete vermek                     :Parasını almadan, tüccara ürün vermek.    
amarat                                    :Tarlada veya bahçede çalışma aleti.    
amed elması :Bir elma türü.      
ameden :Birdenbire.      
amel :İshal.       
anaç :Anası gibi.      
anadan bir bobadan ayrı         :Üvey.       
anama ağla :Eğer öcümü almazsam..     
anca :Az önce.       
ancacuk :Bkz."Anca".      
andal :Bataklık.       
Andallar :Espiye’nin eskiden saz olan yerlerine eskiden verilen ad.  
andır :Miras.       
angaz :İşe yaramaz, yıkık, harabe.     
angırama :Ağlama.       
angırama :Eşek anırması.      
angırik :Çok ağlayan çocuk.      
angurt :İşe yaramaz, kaba.      
anuk :Nane otu.      
anus :Duyuru.       
apardıman :Apartman.      
apsalı :Ağrılı diş.       
ara bulucu :Aracı.       
ara gatıcı :Düzenbaz.      
aradan çıkmış                         :Yorulmuş, bitmiş.      
Aralcak :Eskiden Çepni Köyüne bağlı olan Yeşilyurt Köyü.   
arama :Daldan fındık toplama.     
araseke :Bazen, ara sıra.      
argaç :İp dokurken kullanılan bir araç.     
argış :Nakliye.       
arkuru :Düz.       
arnak :Görünür yer.      
arnaklama :Bakma.       
arşap :Ahşap.       
artukçu :Yemeğin dibini yiyen.     
asas :Güzel koku.      
asılı :Duvara asılmış olan.      
asım :Ahıra asılmış koyun yiyeceği,yeşillik.    
asma gabağı :Büyük kabak.      
asuk :Keyifsiz, suratı asık kimse.     
aş :Fidan.       
aş :Bir tür un yemeği.      
aşana :Mutfak.       
aşı :Koyuna vurulan boya,işaret.     
aşılama :Birlikte olma.      
aşılama :Koyuna işaret vurma.     
aşlama :Çaya su katma.      
aşlama :Yeni dikilmiş fidan.      
aşşa :Gurbet.       
aşşa okarı :Ortalama olarak.      
aşuk :Elin içi.       
aşurtman :Eşofman.       
at ayak :İnşaata malzeme çeken tezgah.    
at sülüğü :Siyah, büyük salyangoz.     
ataş atdurmak                         :Şiddete başvurmak.      
ataş yalavu :Yangın gibi.      
atıntı :İstenmeyen.      
atik :Eline çabuk.      
atlak :Uyurken üstünden geçilen kimse.    
atlak :Dereden geçerken üstüne basılan taş.    
atlama :Kuruyan fındık dallarını kesme.     
atlama :Fındık çotanağını ayıklama.     
atlatmak :Aklını oynatmak.      
atma  :Karısını boşama.      
atmak :Yalan söylemek.      
avara :İşsiz, başıboş.      
avlanmak :Zehirlenmek.      
avu :Zehir.       
avu çiçeği :Yabani bitkilerin çiçeği.     
avuz :Hayvanın doğumundan sonraki ilk süt.    
ay başı :Kocakarı aylarının ilk günü.     
ayak :Temel.       
ayak bağı :Engel.       
ayak sürütmek                         :Gelmesini istemek, beklemek.     
ayak yolu :Tuvalet.       
ayakdaş :Yol arkadaşı.      
ayaklama :İkna etme.      
ayaklı getme :Hızlı yürüme.      
ayam :Hava.       
ayama :Lakap.       
ayantı :Budanmış küçük ağaç.     
ayantı :Başkasına benzetilerek büyütülen kimse.    
ayeser :Güz fırtınaları.      
aygaz :Tüplü ocak.      
ayırma :Evlenen kimseyi eve çıkarma.     
ayırma :Çocuğu anne sütünden vazgeçirme.    
ayırma :Ötekilerden üstün görme.     
ayis guyis etmek                      :Lafı dolandırmak.      
ayit :Ait.       
ayni :Tıpkı.       
ayruk :İkiye bölünmüş, yarılmış.     
ayu fındığı :Bir fındık çeşidi.      
ayu palağı :Ayı yavrusu.      
ayugulağı :Bir bitki.       
azacuk :Çok az.       
azıkçı :İmeceye azık götüren.     
azırganmak :Az bulmak.      
azıtma! :"Başlatma, beni söyletme!" manasına gelir.   
azıtmak :Kavgaya dönüştürmek.     
aziyet :Zulüm.  
   ba gabağı :Bir kabak türü.
bacılık :Üvey kızkardeş.
baçca altı :Fındık bahçesindeki biçilecek ot.
baçça :Bkz. "bahçe".
bad :Hayvanlar için kullanılan koruma, set.
badem fındık :Bir fındık çeşidi.
bagıraç :Saplı, metal kova.
bağa :Bana. 
bağar :Güneşin altı.
bağdan başdan aşmak            :Söz dinlemez olmak.
bağlak :Gider. 
bağlama :Elleri kenetleyip yılanın kaçmasına engel olma.
bahalı :Pahalı. 
bahar :Buhar. 
bahca :Fındık bahçesi.
bakarkör :Gözleri görmeyen.
baldıran :Yemeği yapılan bir bitki.
balık oynaması                        :Şimşek çakması.
balık ısdıfı :Aşırı halde sıkıştırılmış olan şeyler.
balli :Bkz."barı".
baltacuk :Değirmen taşının altındaki kenet.
bandık :Isırgana benzeyen bir ot.
bar :Küf. 
bardabaş :Şımarık. 
bardak armadu                        :Bir tür armut.
barı :Bari. 
bark :Ev. 
basıncak :Ayak varabilecek yer.
basma :Çiçekli kumaş.
basuk :Çarpılmış.
başa kakmak :Yaptığı iyiliği söylemek.
başak :Fındığı toplanmış bahçede fındık yoklama işi.
başakçı :Fındığın son yoklamasını yapan.
başayak :Kelle-paça eti.
başdan :Başkan. 
başını yemiş :Çıldırmış, kendine etmiş.
başı bağlı                                :Nişanlı veya evli olan.
batman :Çamur. 
batmannık :Çamurluk.
bavli :Gevur. 
bavul :Kitap çantası.
bayacuk :Az önce. 
bayak :Bkz."bayacuk".
bazar çentiği :Pazardan alınan şeylerin konulduğu çanta.
bazar ötesi :Pazartesi.
bed benzi :Teni. 
bedafe :Bedava. 
bedafiye :Bedava. 
bedi beğzeri :Eşi benzeri.
bedine getmek                         :Damarına basmak.
bedun :Bkz."boduç".
bedun :Beton zemin.
behlemek :Önceden belirlemek, ayarlamak.
bek :Sert. 
bekeşdürmek                           :Sıkıştırmak.
bekitmek :Destekli vurmak.
bekmez tavası                         :Pekmez pişirilen kazan.
bel :Tarlayı işlemede kullanılan alet.
bel düşüğü :Bel rahatsızlığı.
bel guşağı :Bele sarılan kumaş.
belber :Berber. 
belek bağsı :Çocuğun beşiğe sarıldığı ip.
belertme :Gözlerini büyütme.
belerük :Gözlerin büyümüş hali.
belkit :Belki. 
belleme :Dalı odun boyu kesme.
belleme :Tarlayı belle işleme.
bennem :Ben bilemem.
beremid :Saramış, solmuş yüz.
berilik :Kötünün iyisi.
berinnemek :Uykudayken korkutulmak.
bertilme :Ayak burkulması.
bertlek :Gözü yuvasından çıkmış olan.
besi malı :Beslenerek ürünlerinden yararlanılan hayvan.
beş gardaş :Dayak. 
beşon :Pürüzsüz, uzun sırık.
bevvuk :Yaban keçisi sesi.
bey :Ben. 
beyan :Bir şeyi rüya ile öğrenme.
beyizül :İyice bıkmış.
beyni fenikmek                        :Kafası yorulmak.
beytambal :Devlet malı.
bez :Hayvan etinde bulunan kirsler.
bez :Bademcik.
bezene :Bezelye. 
bezmiş :Olgunlaşmış.
bezzazcı :Eski giysileri satan kimse.
bıcak  :Yemek yapılan yer.
bıcak yanı :Bkz."bıcak".
bıcaklık :Bkz."bıcak".
bıçgı :Bir tür testere.
bıdırı :Çok konuşan.
bıldır :Geçen sene.
bıngıldak :Can damarı.
bıraççuk :Birazcık. 
bıyıl :Bu sene. 
bıza :Dana. 
bızalı :Yüklü inek.
bızdık :Takla. 
bızdıklamak :Hızla gitmek.
bi buğaz :Biraz. 
gulp uydurmak                        :Bahane bulmak.
bi nakır :Bir sürü. 
biçik :Dana. 
bidana :Bir dahaki sefere.
biddoma :Küçücük. 
bidene çatlatmak                    :Ağzına vurmak.
bidenesi :Kızgınlıkla, söylenmek istenmeyen ismin yerine kallunılır.
bidutam :Eli dolduracak kadar.
bihoş :Acayip. 
bikür :Yakınlarına sahip çıkan.
bile :Birlikte. 
bilersük :Bilezik. 
bilevü daşı :Keskin aletleri bilemeye yarayan taş.
bilevüleme :Bileme. 
biliç :Piliç. 
billeme :Bir araya biriktirme.
binadan :Önceden beri,sülaleden, temelden.
biparti :Bir kere. 
bire bire :"Seni gidi" manasına gelir.
bire dennik :Bkz. "bire bire".
biren biren :Teker teker.
biretdiye :Birer tane.
biribiri :Akraba. 
birinci ırgama                          :Fındık dallarını ilk defa sallama.
bişi :Gizli şey. 
bişük :Pişik. 
bitdige :Bkz."bitdiye".
bitdiye :Çok az. 
bitdiyecük :Bkz."bitdiye".
bitdumacuk :Çok küçük veya az miktarda.
bitekcem :Sadece. 
Bitene :Şahin Yuva Köyü.
bitme :Aniden orada bulunmak.
biyanı :Bu taraf. 
biyaz taflan :Bir karayemiş türü.
biyi :Biri. 
biyicük :Bir ara. 
bizinkiler :Bizim aile.
boba vekili :Babanın yerine görevlendirilmiş kimse.
boba ye :Mikrop ye.
bobaç :Babasına çeken.
bobalık :Üvey baba.
bobasıgil :Kadının evlenmeden önceki ailesi.
Bocullu :Çepni Köyü yaylası.
boduç :Küçük bidon.
boglugarın :İşkembe. 
boğma :Ağacın kabuğunu soyarak ağacı kurutma.
bohca :Kadın çantası.
bohca dışı :Yemek örtüsü.
bokgargası :Leş kargası.
boncuklu yılan                         :Bir tür yılan.
bonker :Cömert. 
borca  :Veresiye. 
bosdan :Salatalık,hıyar.
boşta gezene yeymiye yazmak: Avare gezmek.
boşluk :Karnın sağ ve sol tarafı.
boyak :Boya. 
boyna :Devamlı olarak.
boynundan gulağandan enmemek: Çok ilgi göstermek.
boz :Kirli beyaz renginde olan.
boz armudu :Armut türü.
boz yüğrük :Siyah-beyaz renkli yılan.
bozaltı :Alacakaranlıkta görülen cisim.
bozmak :Azarlayarak keyfini kaçırmak.
bozuk çalmak                         :Azarlamak.
böce :Fasulye. 
böcük :Böcek. 
böğleline :Bu şekilde.
böğön :Bugün. 
böğörmek :Bağırarak ağlamak.
böğürtmek :Döverek ağlatmak.
bölg :Kavuk. 
bölme :Oda. 
bör bör böğörmek                   :Bağırarak ağlamak.
börek bağlamak                      :Börekle karşılamaya gitmek.
bös bös böğörmek                   :Bkz.:"bör bör böğörmek".
böyüg ayeser                           :24 Ağustosta başlayan yağmurlar.
budama :Azarlama.
buğalmak :Bunalmak.
buğazlı :Çok yemek yiyen.
buğda :Buğday. 
buğdadı :Yemekteki duman kokusu.
buğdunu :Buğday unu.
buğlama :Unlu hamsi kızartması.
buğlatma :Sigara içme.
buğsuk :Sisli. 
buğsuk :Sisli hava.
buğu :Duman. 
bulamaç :Yemek artıklarının karışması.
bulaşuk :Dedikoducu.
bur bur buğlamak                   :Çok terlemek.
burgu :Matkap. 
burkma :Yön değiştirme.
burkuşlama :Elle burkma işi.
burma :Ağzını eğme.
burmaşuk :Birbirine girmiş, karışmış olan.
buruk :İktidarsız.
burun :Dağ eteği.
buva :Öküz. 
buvanak :Havanın yağmur öncesi kararmış durumu.
buyiz :Bu yüz. 
buymak :Çok üşümek.
buynuz :Kabak sapı.
buynuz :Boynuz. 
bü :Büyü. 
büğnümek :Olduğu yerde sağa sola dönmek.
bük :Dere kenarındaki düz arazi.
büklelee :Koça çağırma sesi.
bükme :Üstünde eğri ağaç olan bölme.
bükmek :İp eğirmek.
bür bür büğnümek                  :Çok hareket etmek.
bürük :Beyaz çiçekli yaban sarmaşığı.
bürüüü :Koyunu toplamak için çıkarılan ses.
büşürecek :Yemeklik malzeme.
büşürmek :Pişirmek. 
Büzdömbelek                          :Kırmızı renkli orman meyvesi.
büzük :Büzülmüş şey.
cablama :Tarla karındaki tahta perde.
cablamalık :Kesilmiş ağaç. 
cabuk cubuk :Acele.  
cağas :Elektronik cihaz. 
cahal  :İnsanlara kötülük eden, cahil.
cahal  :Yaşı küçük, bilgisiz. 
canı gaçca                              :Azıcık.  
caldırtı :Su dökme sesi. 
caldırtı :Geçici yağmur. 
camadan :Vitrin.  
camadan :Keçi kılından yapılan çanta.
camal cumal :Rengi kötü görünen şey.
Camı Yanı :Yağlıdere. 
camlı lamba :Camlı gaz lambası. 
can çekme :Can çekişme durumu.
canasgal :Kaba.  
canı çarası gaçmak                 :Halsizleşmek. 
canım anam :Ziyandan sonra emeğe acımak için söylenir.
canına siymemek                    :Huzurda tatmin olmamak.
cannı cenaze                          :Morali bozuk, neşesiz olan.
capbana :Alkış sesi. 
caranak :Birden gelen yağmur.
caydak :Sade, tek başına. 
cayırik :İnce sesli ve konuşkan kimse.
cazu :Cadı.  
cazuluk :Cadı malzemesi. 
cazuluk :Cadılık etme. 
cecik :Cacık.  
cecir :Bkz."cecik". 
ceççene :Çenesi düşük olan. 
cege :Köstebek. 
cehennem kütüğü                   :Aşırı kilolu olan. 
cehiz :Çeyiz.  
celecoş :Yoğurtlu,sarımsaklı yemek.
celepci :Hayvan alıp satan kişi.
cellemek :Söze yersiz karşılık vermek.
celse horuzu                           :Bir horoz türü. 
cember :Baş örtüsü. 
cemek :Yaba.  
cenderme :Jandarma. 
cenik :Yaylada köye verilen ad.
cennetden müjde mi geldi?     :Şaşırma sorusu. 
cesdire :Bakımsız,gelişmemiş.
cetireme :Karşılık verme. 
cıbaca :Bir orman bitkisi. 
cıbamak :Bkz."cıbarmak". 
cıbarmak :Bitkinin yapraklarını yolmak.
cıbıldak :Soyunmuş. 
cıbız :Lakap.  
cıddım :Küçük su damlası. 
cıdık :Kuş tuzağı. 
cıfcıf :Civciv.  
cıfcıf :Tabanca.  
cıfdır :Çok küçük. 
cıfıd :İnatçı, kötü karakterli.
cıgara :Sigara.  
cığ çekme :Çocuğun ilk sesleri. 
cığmak :Fidan kökü. 
cık cık :"Hayret bir şey" manasında.
cıkırik :Çubuktan yapılan çocuk oyuncağı.
cıla :Küfür, cila. 
cıldırumuk :Aşırı sulu. 
cılıfda :Bkz."cırıfda". 
cılk :İçi gevşemiş yumurta.
cımbış :Şaka, cümbüş. 
cıncıfıd olmak                         :Hiddetlenmek. 
cıncuk :Zerre kadar. 
cındık :Zerre.  
cıngırik :Sesi çok ince olan. 
cıngırtı :Metal sesi. 
cıpban :Alkış.  
cıpban çalmak                        :Alkışlamak. 
cırangetdürmek                      :Yüzüne tokat atmak.
cırcıbuk :Soyulmuş. 
cırıfda :Sade hamur pastası.
cırıltı :Az akan suyun sesi. 
cırımcırkıl etmek                     :Üstünü başını parçalayarak dövmek.
cırıtda :Bkz."cırıfda". 
cırmak :Tırnak.  
cırmalama :Tırnak geçirme. 
cırmuk :Tırmalayıcı. 
cıtgırmak :Sabır dilemek. 
cıtlamuk :Sulu sivilce. 
cıtlık :Müjde kuşu. 
cıtlık :Zayıf, çelimsiz. 
cıvız :Mızmız.  
cıvızlanma :Çocuğun rahatsızlaması.
cıvuk :Huysuz.  
cıyır etmek :İçinde kin oluşmak. 
cızak :Oyunbozan. 
cızgı :Çizgi.  
cızuk :Çizilmiş.  
cicik :Meme.  
cicile :Misket.  
cikret :Kötü.  
cillet :Jilet.  
cimcik :Çimdik.  
cimciklemek :Çimdiklemek. 
cimcim :Bir çocuk oyunu. 
cingan  :Cimri.  
cingan  :Çingene.  
cini pudura başına çıkamak    :Sinirden deli olmak.
cinibiz :Ceneviz.  
cinibiz aglı :İnce düşünüş. 
civcon :Küçük.  
civek :Küçük olan. 
civirtlek :Çok küçük. 
ciyaklama :Acı çekerek sızlanma.
coh coh :Eşeğe su içirmek için söylenir.
cokur cokur :Su içme sesi. 
coma :Cuma.  
comalık :Ölünün ardından Cuma gecesi dua okuma.
comat :Cemaat.  
comörtesi :Cumartesi. 
coranak :Bkz."caranak". 
coruk :Karayel.  
coruş :Sümüklü.  
cufallanmak :Olmamış meyveyi yiyerek zehirlenmek.
cuvap :Cevap.  
cuvaz :-cağız.  
cüç cüç :Tavuğa çağırma sesi.
cüre :Cüce.  
cürmük :Çok küçük parça. 
cüşmece :Çenesi uzun olan.
çadar :Saplarından bağlanarak yapılan mısır çotanağı.   
çağ :Çan.       
çağalacak :Birdenbire.      
çağlan :Çağlayan.      
çakal erüğü :Bir tür erik.      
çakal fasilesi :Bir tür fasulye.      
çakır :Mavi göz.       
çal :Ormanlık alan.      
çal :Gri renkli.      
çal çıpır :Çok renkli olan.      
çal ot :Beyaz beneği olan ot.     
çalgun :Yağmurun binaya sızması.     
çalı çırpı :Ormandan toplanan kuru yakacak.    
çalı sübürke :Çalıdan yapılan kapı süpürgesi.     
çalım :Birini düşürmek için yapılan ayak hareketi.    
çalınma :Çarpılma.       
çalmak :Tokat atmak.      
çalpalama :Çalkalama.      
çalpama :Çalkalama.      
çaluk :Meyveye düşen ben.      
çanak :Kediye yemek verilen kap.     
çangal :Ağaç sırık.      
çangalbaşı :Bir fasulye çeşidi.      
çap :Bkz."çalım".      
çap dakma :Birini düşürmek amacıyla yapılan ayak hareketi.   
çapmak :Bir amaç doğrultusunda uğraş vermek.    
çapula :Bir tür ayakkabı.      
çaput :Bez parçası.      
çaputcu :Başkasının artıklarıyla yaşayan.    
çara :Doğum öncesi inekten gelen sıvı.    
çardak :Tavan arası.      
çardıman :Çadır şeklinde yapılmış ot deposu.    
çarpanduzak                           :Metalden yapılmış fare tuzağı.     
çarpı :Fındık düşürmede kullanılan sırık.    
Çarpışdurmak                         :Dövmek.       
çarpışmak :Çok çalışmak.      
çarpma :Dövme.       
çarşaf :Köpek adı.      
çaruk :Eskiden giyilen ayakkabı.     
çat :İki derenin buluştuğu yer.     
çatak :Bkz."çat".      
çatal :Koyuna yeşillik astıkları çengelli ağaç.  
çatal :Bahçede çay pişirilirken kullanılan çengelli odun.   
çatal çaynak :Yarı bozuk görülen.      
çatallanmak :Gözleri pusarmak.      
çatıratma :Eşyalardan ses çıkarma.     
çatırtı :Ağaç kırılması.      
çatlak :Hafif deli.       
çatlama :Nazara gelme.      
çatma :Tartışma çıkarma.      
çatmak :Çatı yapmak.      
çatmak :Kavga çıkarmak.      
çavşur :Bol pantolon.      
çavuş :Hitap sözüdür.      
çay daşı :Dere taşı.      
çayan :Eşeğe odun yüklerken vurulan destek çatalı.   
çaytak :Topal.       
çebiç :Keçi yavrusu.      
çeç :Çotanağından çıkmış fındık.     
çeç :Küçük parça.      
çeç etmek :Parçalarına ayırmak.      
çeç para :Bozuk para.      
çef :Bkz."çöfdeli".      
çeğel :Küçük taş.      
çekirtlek :Çekirdek.       
çekişgen :Çok tartışan kimse.      
çekişme :Ağız kavgası.      
çekiye gelür :İkna edilebilir kişi.      
çekme :İçki içme.      
çekme :Kızı zorla kaçırma.      
çekmen :Çoban yağmurluğu.      
çekülce :Çekirge.       
çeküm :Bir yayla otu.      
çel :Çok yaramaz.      
çelennik :Küçük taşlarla dolu arazi.     
çelik :Tomruk.       
çelik kesilmek                         :Soğuktan donmak.      
çelme :Ayağıyla vurmak.      
çelmek :Topa vurmak.      
çemiç :Erimiş, iş görmez olmuş.     
çengel :Ot kurutmada kullanılan dallı ağaç.    
çengi :Açık kadın, dansöz.      
çente :Çanta.       
çentik :Çanta.       
çentük :Ağaçtaki kesik izleri.     
çerezlik :Kışın yenmek üzere hazırlanmış fındık.    
Çerpelendürme                       :Çalkalama, dökme.      
çerpesice :Geberesice.      
çerpme :Serpme.       
çerşefe :Çerçeve.       
çeşmek yalaplaması               :Şimşek çakması.     
çetik :Boğazı olmayan çorap.     
çetmi :Çepni.       
çevür :Mısır sapı.      
çevürke :Küçük sebze tarlası.      
çevürmek :Hayvanların tarlaya girmesini engellemek.    
çezmek :Hayvanı salıvermek.      
çezük :Serbest bırakılmış,bağı çözülmüş hayvan.    
çığnak :Basılacak yer.      
çığrış atma :Beraber ağlama.      
çıkı :Kese.       
çıkınma :Sırtındaki yükü bırakma.     
çıkıntı :Sepet yapılan çubuklardan artan işe yaramaz parçalar.  
çıkıntı :Sepet yapılan çubuktan artan malzeme.    
çıkıruk :Tahtadan yapılmış dış kapı.     
çıkma :Kadının babaevine dönmesi.     
çıkmaz iş :Zor iş.       
çıldırtı :Kertenkele sesi.      
çılkalama :Sıvıyı yavaş yavaş sallama.     
çılmuk :Kürdan.       
çılpı :Ağaca vurulan boyalı ölçü ipi.     
çıngı :Çinko örtme.      
çıngıl :Erkek yumurtacıkları.     
çıngıl çıngıl :Salkım salkım.      
çıngırak :Zil.       
çıngıraklı yılan                        :Bir yılan türü.      
çıngıravu :Zil.       
çıpır :Siyah, beyaz, sarı renklerine sahip olan.    
çıpır :Siyah-beyaz renkte olan.     
çırakman :Eskiden üzerine idare lambası koyulan eşya.   
çırpıntı :Budanarak ağaçtan ayrılan dallar.    
çırpma :Dövme.       
çırpma :Ağacı budama.      
çırpmak :Dövmek.       
çıtıl :Kavga sebebi.      
çıtıl :Kavga.       
çıtıllık :Bkz."çort".      
çıtır :Bkz."çort".      
çıtlaklı :Ucu yanmakta olan odun.     
çıtlaklı böcük :Ateşböceği.      
çiçek :İnek adı.       
çifdüğüm :Kördüğüm.      
çiğçodar :Yarı pişmiş.      
çil :Ben.       
çil :Koyundaki siyah-beyaz renkler.     
çil :Benekli.       
çilerük :Küflenmiş.      
çillenme :Yüzüne ben düşme durumu.     
çim bağlamak                          :Sürekli yıkanmak.      
çimeçinnik :Ay ışığıyla aydınlanmış gece.     
çimmek :Yıkanmak.      
çimşir :Şimşir ağacı.      
çingirtlek :Çok çirkin.      
Çiseli bük :Çepni Köyü'nde bir yer adı.     
çiseli ot :Bir ot çeşidi.      
çisgünnük :Hafif yağmurlu ve bulutlu hava.     
çisimük :Havanın inceden yağmurlu olması.    
çit :Mısır tarlası.      
çit :Çubuklardan örülmüş perde.     
çit çubuk :Bağ bahçe.      
çiti :Deterjan.       
çitilemek :Sürterek yıkamak.      
çitimek :Yırtılan kıyafeti dikmek.     
çitimek :Söküğü dikmek.      
çivi :Ahır kilidine sokulan çubuk.     
çivit :Çekirdek.       
çocuk görme :Yeni doğan çocuğun ziyaretine gitmek, hediyeler sunmak.  
çoğoldamak :Kulak gürültüsü.      
çokma :Koyunun öğle vakti serin yerde dinlenmesi.    
çolpa :Sakar.       
çomak :Çubuk.       
çomka sokmak                        :İşine karışmak.      
çor :İneklerde görülen bir tür hastalık.    
çorak :Ağaçsız, kuru toprak.     
çorak :Çepni Köyü yaylası.      
çorlanma :Yemek zıkkımlanma.     
çort :Dikenlik.       
çotanak :Yeşil kabuğundan ayrılmamış fındık.    
çöfdeli :Şeftali.       
çöğör :Mısır sapı.      
çökelik :Bir tür peynir.      
çölmük :Küçük ağaç parçası.      
çölük :Küçük ağaç parçası.      
çömen :Ağaca sarılmış ot yığını.     
çömez :Küçük, bilgisiz.      
çöntmek :Yontmak.      
çöprenti :Yabani ot yığını.      
çöpür :Keçi yünü: .      
çöte :Fındık toplama sepeti.     
çöteci :Fındık sepeti yapan kimse.     
çöten :Küçük mısır deposu.      
çötürge :Göğüs kemikleri.      
çubuk yonmak                        :Sepetlik çubuk hazırlamak.     
çul çentiği :Keçi yününden yapılmış kadın çantası.    
çünküdüm :Çünkü.       
çünküt :Çünkü.       
  
da da :"Bir daha" anlamında kullanılır.
daban :Binanın altındaki orta ağacı.
dağ çileği :Ormanda bulunan küçük taneli meyve. 
dağ suvanı :Bir tür dağ çiçeği.
dağan :Üç ayaklı ip dokuma tezgahı.
dağarcuk :Siyah renkli ten. 
dah etmek :Çocuğu sırtına sarmak.
daha :"İşte,orada" manasına gelir.
dakanak :Problem.
dakıbaşı :Düğünde yapılan takı merasimi.
dakılmak :Bkz."dakışma".
dakışma :Kavgaya başlama.
dakışma :Takılmak, şaka yapmak.
daklaşmak :Takılmak, şaka yapmak.
dal çileği :Dağ çileği.
dalak :Vücutta bulunan hassas bölgelge.
dalamak :Azarlamak. 
daliyip budama                       :Azarlama. 
dalbuzlama :Bulduğu yere yönelme.
daldurma :Uyumaya başlama.
damahger :Küçük şeylere önem veren, çıkarına giden.
damahsınmak                        :Tamah etmek. 
damlalık :Çatıdan damlanın düşerek iz bıraktığı yer.
dammak :Hissetmek.
dan ağallık :"Oradan geçerek" anlamında kullanılır.
dan ağrı
dana gulağı :Bir çeşit ot.
danalık :Ahırda danalara ayrılmış bölüm.
dandik :Tuhaf, işe yaramaz.
danğ yeri olmamak                  :Başkasına ihtiyacı olmamak.
danışuklu :Birbirinden haberli olma durumu.
dar vakıt :Akşam namazı vakti.
darak :Yün ayıklama aleti.
daraklık :Bir ağaç.
darı :Mısır.
darı ayı :Ekim ayı.
darı dorağı :Mısırın gövdesi.
darı döğmek
darı ekmeği :Mısır unundan yapılan ekmek.
darı köteği :Mısır ayıklamada kullanılan sopa.
darı soyma :Mısırı kabuğundan çıkarma işi.
darı südü :Olgunlaşmamış mısırın içinden çıkan sıvı. 
darı unu :Mısır unu. 
darılma :Laf dokundurma, azarlama. 
dasdar :İnce halı.
daş :Kesici aletleri bilemede kullanılan araç.
daş erüğü :Bir tür erik.
daşa keseğe gatmak              :Taşlamak. 
daşana :Taşhane.
daşgun :Sel, taşkın.
daşura :"İşte ora" anlamında kullanılır.
datduk :Tatlı.
datlı elma :Bir tür elma. 
davun :Veba.
davunnanmak                        :Yemek. 
dayakdirek olmak                   :Her konuda destek olmak. 
dayanak :Destek. 
dayangaç :Baston.
dayanma :Yolda kalma.
dayaşgan :Destek ağacı. 
daylan :Eti budu yerinde olan.
dazdingil :Yakası bağrı açık. 
de bak :Şaşma ünlemi.
de şura
debboy :Bkz. "debu". 
debezime :Bir anlık refleks. 
debu :Su deposu.
dee :"Eskiden beri" anlamında kullanılır.
defigam :Manasız ve aşırı gürültü.
deflenmek :Def olmak.
değennik :"Diye" anlamında kullanılır.
Değeşdürecek                         :Temiz giyecek. 
değmen :Değirmen.
değşu :"Şu görünen" anlamında kullanılır.
deh :"Tamam" anlamında kullanılır.
dekmük :Tekme.
deli çakal gibi ulumak             :Avazı çıktığınca bağırmak. 
deli dembelek                         :Biraz delice. 
deligız böcüsi                         :Bir çeşit fasulye. 
deli tavuk gibi dönmek            :Şaşırmak.
delidüz :Ortalık yer.
delük dersük :Her tarafı delinmiş.
dembül dümbül                       :Bir sağa bir sola. 
demür :Soba karıştırma aleti. 
demür bel
demür elma
demürboku
demürden gazuk fayda etmemek:Eline geçeni bozup, yıkmak. 
denelik :Tane.
depebızdık gılmak                   :Takla atmak. 
Depeköy
depen aşşa :Baş aşağı.
depinmek :Hareket etmek.
depme :Hayvanın kıç atması.
depnük :Bkz."dekmük".
depük
derbey :Lastik ayakkabı. 
derdemez
dere gınası :Dere otu.
derin hoca :Çok bilgili hoca.
derkan barabar                       :Demesiyle birlikte. 
dernük :Çok derin.
dersin :"Hayrete düşersin" manasında kullanılır.
desde :Mısır yaprağı. 
deşük :Göbekli adam.
devrük :Kepçe çeneli olan kimse.
devrüş :Derviş. 
deydaha :"İşte orada" manasında kullanılır.
deyiz
deyukine :"Diyor ki" anlamına gelir.
deyuma :Sözün sonunda kullanılan yakınma kelimesi.
deze :Teyze.
dıba :Şişkin.
dıbartlak :Kafası ve gözleri büyük olan.
dıbır :Kalça. 
dıbuk :Sportif kimse.
dıfdıf :Tabanca. 
dıldıbız :Sözüne güvenilmeyen kimse.
dıman atdurmak                      :Dediğini zorla yapmak. 
dımannatma :Etrafı dumana verme. 
dımba gibi :Aşırı şişko. 
dıngıl :Erkek organı.
dıpdıranaz :Bomboş. 
dıramba :Örtü, bıranda.
dırandafil :Gevur çocuğu. 
dırbızan atmak                        :Gezip oynamak. 
dırga
dırmuk :Fındık karıştırma aleti.
dırnuk :Tırmalayıcı.
dısdımbıliç :Bkz."dısdımışgil".
dısdımışgil :Toparlak. 
dışarı :Tuvalet.
dışarlık :Cin.
dışarlıklı
dışlık :Aman. 
dıvak :Damızlama öncesi inekte görülebilen perde.
dızgıriç :Gereksiz işlerle meşgul olan.
dib :Köşe.
dibare  :Bahane. 
dibareci :Herşeye bahane bulan. 
dibek :Ağacı oyarak yapılan büyük leğen. 
dible :Pancar yemeği. 
didayday :Çocuğu yürütmek için söylenir. 
didinme :İneğin çimen yemesi.
didişgen :Kavgacı.
didişmek :Belli etmeden kavga etmek. 
didmek :İçini karıştırmak. 
didmek :Yün ayıklamak.
didurmak :Dimdik durmak.
diduvan :Tavuklara saldıran doğanı kaçırmak için söylenir.
digidog :Kemençe.
dik horan :Bir horon türü.
dik hörülcüye galkmak            :Hiddetle ayağa kalkmak.  
dikilme :Vücuttaki kasılma.
dikin :Fındık bahçesi.
dikinnik :Fındık bahçesi.
dikme :Fidan.
dil dutma :Konuşmama durumu.
dil yüğrüşdürme                      :Laf yetiştirmek. 
dilgon :Ot karıştırma aleti.
dilim
dilimdilkiç etmek                     :Yırtmak, parçalamak. 
dilki :Tilki.
dilleşme :Tartışma.
dillik :Refah. 
dillikli :Huzurlu, huyu güzel.
dilliksiz
dilme :Konservelik meyve.
dilmeç :Yırtık.
dilmek
dilpi :Kirpi. 
dim diyrek :Ayağa kalkmış, uzamış. 
dimi ya :"Öyle değil mi?" anlamında kullanılır. 
dimit :Gevur.
dingilidoçi :Tahteravelli.
dinsük :Düğün meraklısı.
dipcük :Tüfeğin ucu. 
direm :Zerre. 
diremit :Dinamit. 
dirkildeme :Uykuda ani titreme.
dişeme :Değirmeni onarma.
divilcük :Dolu. 
divildeme :Yatakta sağa sola dönme.
divildik :Gereksiz hareketler yapan.
diycek :Lafı bağlamak için kullanılan söz.
diydürme :Çocuğun ağlamasını kesme. 
diyeliç bağlamak                     :Oturamaz olmak.  
diyende  :"Dedikten sonra" anlamında kullanılır.
diyeni :"Onun dediği gibi" manasında kullanılır.
diyesi :"Güya öyle demiş" manasında kullanılır. 
diyme :Yağmurun kesilmesi.
diynenük :Uzun zaman çalışmamış olan.
dizincük :Dizilmiş şey.
dizlik :Kısa iç çamaşırı.
dizmeleri döğmek                   :Duvarları yumruklamak.
dobuç :Şekilden çıkmış.
doçi :Öküze seslenme sözü.
dodariç :Sürekli surat asan.
dodarmak :Surat asmak.
dodaruk :Asık suratlı.
dodiç :Suratı asık.
doğmaldan :Doğuştan.
doğuz
doğuz sürkü :Bir tür kaşınma hastalığı.
doğuzluk :Değirmenin altı, çark bölümü.
doğuzluk :Kötülük.
dokdurluk :Doktora gitmesi gereken.
dokuç :Ahşap binanın kenar ve alt direkleri.
dolama :Parmaktaki şişme hali.
dolanma :Sevme.
dolaşdurmak :Saçını karıştırmak. 
dolaşma :Elde edilmek istenen şeyin peşine düşme.
dolaşuk baş :Saçları karışmış olan.
doldurma :Dedikodu yaparak insanı tetikleme. 
dolma :Evlerin dışındaki taş dolgu.
dolma :Köy evlerinin dışındaki taşlı sıva.
dolum ot :Mısırlar biterken dibine toprak biriktirme işi.
domadis :Domates. 
Domadisboku                         :Domates çekirdeği. 
domadizme :Romatizma.
domagöz :Büyük gözlü.
domaltı :Karanlıkta yarı görülen cisim.
domaşma :İşsiz güçsüz oturma.
dombak :Mühür.
dombil :Küçük tomruk.
dombiliç :Biçimsiz.
domişmek
domuzağarşa                         :Pembe renkli bahar çiçeği. 
domuz balığı :Kurbağa yavrusu.
don tabiyetli :Gülmeyi sevmeyen.
dongırig arı :Bir yaban arısı.
dopcuk :Kafası küçük olan alet. 
dorağ :Binanın gövdesi.
dosil :Yüzü gülmez kimse. 
dozirik :Bir tür böcek.
dozur
döbertmek :Karıştırmak.
döğöş :Kavga.
döğöşgen :Kavgacı.
döke :Meyvenin dökülerek toplanması.
dökme :Beton zemin.
döküm :Ekinlerin olgunlaşması.
dömbek :Gözleri dışarı düşmüş.
dömec :Demet.
dömet :Bkz."dömec".
dönek :Arabanın döndüğü yer. 
dönemeç :Araba dönecek yer. 
dönüş almak :Arabayla dönmeye çalışmak.
dörek  :Kurcalanmaya müsait şey.
dörekci :Başkasının gizli eşyalarına el süren.
dörenme :Hayvanın toprağı eşelemesi.
döş :Göğüs. 
döşekbaşı :Damat evinde yapılan takı merasimi.
döşeme :Taban.
döşenme :Ölme.
döşürmek :Pişirmek.
döşürücü :Yemek işleriyle uğraşan.
dözmen :Lakap.
dumba :İyice büyümüş.
dumbolmak :Yatmak. 
dundar :Kapalı alan.
duralanma :Bir şeyi yapmaya kalkışma. 
durmak :İşin başına geçmek. 
durulamak :Bulaşığı yıkadıktan sonra tekrar sudan geçirmek. 
dutak :El bezi.
dutak erüğü :Bir erik türü. 
dutalık :Sara hastalığı.
dutarı dutma :Arızayı tekrarlama. 
dutma :Kiralanmış araba.
dutmak :Hayvanı damızlatmak.
dutuda gamla                          :Kullanımda olma. 
dutuk :Sosyal olmayan.
dutuşma :Telaşlanma. 
dutuşuk :Yayılmış.
duva :Dua.
duvalı :Dua almış olan.
duvan :Doğan kuşu.
duyma :Sezme.
duz ekmek helal et                  :Vedalaşma sözü.
duzlak :Koyunlara tuz verilen düz alan.
duzlak daşı :Üzerinde koyunlara tuz verilen düz taşlar.
duzlu :Kışlık fasulye. 
dübürüm :Dürbün. 
düdek :Meyvenin olgunlaşmamış hali.
düdüklük :Bir ağaç.
düğü :Elektrik duyu. 
dünneri
dürmeç :Katlanmış.
dürmen :Bkz."dürmeç".
dürtükleme :Yanındakine sertçe dokunma.
dürtünme :Toprağı eşeleme. 
dürüp bükme :İyice sarma.
düşük                                      :Adi insan.  
düve :Genç inek.
düveldek :Tombul.
düveneklemek :Çiğnemek.
 
e gine :Tamamen.
e has :"İdare eder" manasında kullanılır.
e hee :"Dediğin doğru" manasında söylenir.
e ürya görmemek                    :Hep kötü düşünmek. 
ebe :Oyun sorumlusu.
ebe guşağa :Gökkuşağı.
ebrük :İncelmiş, eskimiş şey, elbise. 
ebrük :Elin içi.
ebrümüş :Eskimiş, yırtılmak üzere olan.
ecerüşük :Hastalıklı.
ecünnü :Cin.
ecüş bücüş
edip eğlemek :Çok çalışmak.
eey? :"Anlamadım" manasında kullanılır.
eferim :Aferin.
efil efil :Durmadan, devamlı. 
efir efir :Sürekli, devamlı.
egerce :Eğer.
egerim alem :Bkz."egerce". 
eğe mi :"Tamam mı?" manasında kullanılır.
eğen :Beden.
eğerme :Eğirme.
eğes :Dalga geçme, laf dokundurma. 
eğme :Ocak başı.
eğmenin altına almak             :Eline düşürmek. 
eğsük :Eksik. 
eğşi :Ekşi.
eğşi kirez :Bir kiraz çeşidi.
ehil :İyi. 
ehnez :Çok zayıf. 
ejdahar :Ejderha.
ekdi :Anasından ayrılmayan.
ekelemek
ekenek :Mısır tarlası. 
ekin :Bkz."ekenek". 
ekinci :Alucra-Şebinkarahisar halkına verilen ad.
ekiz :İkiz. 
ekmek çeci :Ekmek kırıntısı.
ekseme :Deri hastalığı. 
ekseri :Herhalde.
el bezi :Mutfak bezi.
el değmeni :El değirmeni.
el demürü :Küçük keski.
el etmek :El sallamak.
el evi :Kızın evlenip gittiği yer. 
el içine çıkamamak                 :Kimsenin yüzüne bakamamak. 
el ulağı :Hizmetçi.
el üsdü mumdirek                   :Misket oyununda kullanılan bir söz.  
elavu :Karanlıkta yürüme işi.
eldeç :Elle kullanılan sarımsak vb. ezme aleti.
elden ayakdan düşmek           :Yataklık olmak. 
elden düşme :İkinci el.
elden geçürmek                      :Üzerinde yoğunlaşmak. 
ele dolamak
elek :Kovalamaca oyunu. 
elek satmak
elekci :Çok gezen.
elenmek :Beklemek.
elenti
elerci :Alerjik hastalık. 
eletmek
elik :İyilik.
elik geçi :Yaban keçişi.
elin aşuğu :Elin içi.
eline cabuk :Hızlı iş yapan kimse.
elişi :Örgü.
eliynen etmedünün dadını duymamak: İşine titiz olmak. 
elleşmek :Tırmanmak.
elli ikisi :Ölünün elli ikinci gecesi.
ellik :Eldiven. 
elmek :Bkz."emlek".
eme yaramak                         :İyiliğe geçmemek.  
emeğe yaramak                      :Emek verdiğine değmek. 
emi  :Amca. 
emice
emir gulu :Köle.
emlek :Avuç.
emsal :Akran. 
en :Hayvanın kulağına uygulanan kesik, aş.
en vurmak
endürme
endürme :İnme. 
entarı :Gömlek.
enük :Köpek. 
enük çetük :Yırtıcı hayvanlar. 
ep eği :Normal. 
epiy :Epey.
epiycem :Epeyce.
er fasile :İlk olgunlaşan fasulye.
ercek :Yün eğirme aleti. 
eren peren :Yere serilmiş. 
ergişi :Erkek. 
ergün :Olgunlaşmış.
ergün darı :Olgunlaşmış mısır. 
erikmek :Şımarmak. 
erikük :Şımarık. 
Erimez'den gar bağaşlamak   :Keyif bağışlamak. 
erimük :Sıvılaşmaya başlamış olan.
erincevü :Yapacağı işe üşenen kimse.
erinmek :Üşenmek, meşguliyet istememek. 
erkek suvan :Bir soğan türü.
ermeni inadı :Aşırı inat.
erüşük :Hocalık olan çocuk hastalığı.
esbap :Yıkanacak çamaşır. 
esbap çırpar gibi döğmek       :Fena dövmek.
esbap çırpmak :Giysi yıkamak.
eser :İşret, hastalık.
eserli :Hastalıklı.
eserli :Deli.
esger :Asker. 
esgi :Beşik bezi.
esgi fındık :Geçen seneden kalan fındık.
esgi yazı  :Osmanlı Türkçesi.
esgibazar :Pazar günü. 
esritmek :Delirmek.
essa :Gerçek.
esük :Rüzgar. 
esük pusuk :Fırtına. 
eş :Doğumda doğanla birlikte anneden gelen parça.
eşdah :İştah.
eşder :At.
eşeldek :Kabak.
eşgere :Aşikar. 
eşimek :Bayatlamak. 
eşinti :Kazılmış yer. 
eşmek :Kazmak. 
eşşek tikeni :Dikenli bir bitki.
eşşoludanagulak                    :Fırlama.  
eşük :Bkz." eşinti". 
et bölüğü :Kas ezilmesi. 
et kesüğü :Kas yorulması. 
eteklik :Etek.
etine dolgun :Kilolu.
etlik :Eti için satın alınan hayvan. 
ev etmek :Evlendirmek.
evcimük :Ev işlerinde becerili olan.
evcük :Evcilik oyunu.
evcük ağaz :Küçük ağızlı olan.
evcülük :Evcilik oyunu.
evdi :Ağaç oymaya yarayan keskin alet. 
evecük :Çok acele. 
evedi :Aceleci.
evelce :İlk önce.
evelcem :İlk önce.
eveli :Önceden.
evellik :Bir tür orman bitkisi.
everim :Evlenecek yaşta olmak.
evermek :Evlendirmek.
evildeme :Çocuğun konuşmaya başlarken çıkardığı sesler.
evin şenniği :Çocuk. 
evlek :Yayla mantarı. 
evmek :Acele etmek. 
evsi :Bkz. "çıtlaklı".
evşün :Ekmek çevirme aleti.
evza :Kibrit.
ey :Çağrıya karşılık verme ünlemi.
ey vermek :Sesine ses vermek.
eza ceza :Zulüm. 
ezeltene :Yemeği yapılan ot, yeşillik.
ezir üzür :Bahane.
ezük :Ezilmiş, zayıf kalmış.
   
fakırama :Suyun kaynaması durumu.    
fakırtı :Kaynayan suyun sesi.      
falancı fişmancı                       :Adı gizli tutulan kişi. 
fanile :Fındık çuvalı.     
farfar :Gaz lambası.      
fasıradak :Birden.    
fasile :Fasulye.      
faşırama :Radyo yayınının bozulması.    
faşırik  :Sürekli burnunu çeken kimse.    
faşırtı :Çalıların arasından çıkan sürüngen sesi.    
fayrab :Aniden çıkan alev.    
feğel :Akıldan geçen düşünce.     
feğel deresi :Cehennem.     
felefekiç :Darmadağın.      
felek :Ağır şeyleri yerinden kaldırmada kullanılan kazık.      
fellik fellik :Çok sayıda.    
fene :Fena.    
ferferik :Süslü, gösterişli.   
feri fesi kesilmek                     :Çok hasta olmak.      
feri gaçmak Yüzü sararmak.    
ferik :Küçük horoz.     
ferildik :Parlak.     
ferman :Fermuar.  
fersiz   :Halsiz.     
feşel :Yaramaz.      
fetbacı :Akıl veren kimse.     
fetir :Sac ekmeği.    
fıdık :Fiske.     
fıdık atmak                                                 :Oynamak.     
fıdık olmak :Sinirlenmek.      
fıllatma :Fırlama.      
fındık :Erkek yumurtası.      
fındık ağası :Fındık zengini olan kimse.     
fındık gurdu :Fındığı kemiren kurtçuk.     
fındıklık :Fındık bahçesi.     
fırakdı :Tahta perde.      
fırçıbaş :Saçları fırça gibi olan.     
fırfıkıç :Dopdolu.     
fırfır :Kıvrım.      
fırıldak :Yan kesici.     
fırın darısı :Fırında hazırlanan kışlık mısır.    
fırın guymak :Fırında kışlık yiyecek hazırlamak.    
fırma :Hurma.     
fısılcuk :Kulağa söylenen söz.     
fışgı :Pislik.    
fışgı dağatmak                        :Kötü işlerle uğraşmak.       
fışgılanmak :Kötü bir şey yemek.      
fışırtmak :Atmak.     
fıtduruk :Hafif deli.    
fıtınduruk :Burun pisliği.   
fıtırnuk :Bkz."fıtınduruk".      
fidil olmak :Çok sinirlenmek.    
fiğ :Ekilerek yetiştirilen, yemeği yapılan yeşillik.      
fiğcücüğü :Kalabalık ortam için söylenir.   
fingirek :Eğlenceye düşkün kadın.     
finnare :Cehennem.      
firavun :Kötü kimse.      
fisge :Fiske, dayak.     
fisil :Küçük, tohumluk soğan.     
fislin :Cehennem.     
fişleme :Üzerine gönderme.  
fiyetli :Pahalı.    
fiza :Ağrı.    
fiza kitlemek :Bkz."fizalanmak".     
fizalanmak :Vücudu ağrımak.     
fol etmek :Fındığı ayıklamak.     
fol göz :Büyük gözleri olan.    
follamak :Bkz."fol etmek".     
folluk :Tavuğun yumurtladığı sepet.     
foltak :Bol.      
foni :Huni.      
fora vermek :Alev almak.     
fortik :Domuz yavrusu.     
forultu :Rüzgar sesi.     
foruz :Horoz.     
foruzluk :Gırtlak.     
fosil :Soymadan pişirilen patates.    
foşirik :Bkz. "faşırik".      
földürtü :Çay içerken çıkan ses.      
fösildik :Konuşurken bazı harfleri telaffuz edemeyen.     
fösirik :Ağzında diş olmayan.     
föşirik :Bkz."faşırik".     
fötlek :Yuvasından dışarı çıkmış olan.      
  
gaba et :Kalça.  
gabak ucu :Kabak veren yeşil bağ. 
gabalak :Yenilebilir bir dağ bitkisi. 
gabalak :Kilolu. 
gabalakca :Biraz şişman. 
gaban :Uçurum.  
gaban :Patates.  
gabar :Sivilce. 
gabartlak :Kaba, iri.  
gabartmak :Abartmak.  
gabet :Suç  
gabet etme :Çocuğun altına pislemesi. 
gabil :Gönül.  
gabuc :Kabuk, kılıf.  
gabuk :Yakacak; fındık kabuğu. 
gacartmak :Kavga başlatmak. 
gacır gucur :Bozuk alet sesi. 
gacirik :Çok tartışan, karşılık veren
gaçca :Kadar. 
gaçcuk :Kadar.  
gadag atma :Yırtılan yeri dikmek.
gadaklama :Bkz. "gadag atma". 
gadallık :Kadar.  
gadıramak :Sesli sesli tartışmak.
gadimi :Daima, sürekli.
gafadan :Deli.  
gafadan gundak                      : Deli.        
gafaltı :Kahvaltı.       
gafıl :Fındık bahçesinde bulunan yabani ot grubu.      
gagak :Gaga.      
gagıc olmak :Yerinden kalkamaz olmak.       
gagıliç :Ağzı bozulmuş keskin alet.     
gağartmaç :Çığırından çıkmış.      
gağartmak :Açmaya çalışmak, zorlamak.       
gağaşıltı :Çok yağan yağmur sesi.      
gağruk :Göze hoş görünmeyen, uygunsuz şey.       
gağruk :Zorlanmış, yıpranmış, büyütülmüş şey.    
galaba :Kalabalık.       
galamaç :Yağlı leke izi.      
galbe  :Galiba.      
galbi geyiş :Kaygısız.      
galdirik :Yenilebilir bir bitki.      
galesiz :Gamsız.      
galeyçi :Kalaycı.      
galeyçi :Yaramaz çocuk.      
galeze :Gam.      
galıma :Birine dil uzatma.      
galımak :Başkasını taşlayarak kıyasta bulunmak.       
galibe :Bkz."galbe".      
galle guyusuna getmek          :Lağıma gitmek.       
gallon :Sigara ağızlığı.       
galtak :Yolsuz kadın.       
galuk :Evde kalmış kız.      
gama :Büyük bıçak.       
gamaburun :Burnu büyük olan.      
gambalak :Taş.      
gan çıbanı :Kanlı çıban.      
gan gaşandurmak                   :Kargaşa çıkarmak.     
gan yımırtlamak                      :Çok korkmak.       
gan zayeti :Çok kan akması.      
ganak :Kolay kandırılan kimse.      
gananı almak :Doyarak yemekten vazgeçen.      
ganayaklı :Hassas bir kişiliğe sahip olan kimse.      
gancık yılan :Bir yılan türü.       
gancıktiken :Bir diken.      
ganıbozuk :Kansız.      
gannal :Kanal.      
gannı :Katil.      
gantarböcüğü                         :Bir tür böcek.      
gantı :Yün ipliği.      
ganul :Kanun.      
ganyaş :Bir tür ot.      
gapan :Kışlık ceket.       
gapcuk :Kabuk.       
gapdıgaşdı işi                          : Dolandırıcılık.        
gapdurmak :Destekli vurmak.       
gapdurmak :Acele koşup gitmek.      
gapı :Dışarı.      
gapı başişi :Gelin evden çıkarken kız tarafına verilen bahşiş.       
gapınma :Sızlanma.       
gapınmak :Dayak yerken sızlanmak.      
gapıp goyermek                      :Koşturup gitmek.        
gapma :Köpek ısırması.      
gar guşu :Kışın geleceğini haber veren kuşlar.      
gar küreği :Kar küremede kullanılan ağaç kürek.      
gar öğnü :Kardan önce gelen soğuk ve yağmur.       
gar soğcanı :Kış mevsiminde topraktan çıkan büyük solucan.   
gara armut :Bir tür armut.      
gara fındık :Fındık çeşidi.      
gara gantar :Eskiden kullanılan bir tartı aleti.     
gara lasdik :Lastik ayakkabı.      
gara uruf :Kara suratlı kimse.      
garabaş :Evlenmemiş, yaşı geçmiş erkek.    
garadaş :Ev, duvar yapılan sağlam kesme taşlar.    
garagış :Aralık ayı.      
garagız :İnek adı.      
garagöz :İçi kararmış fındık.      
garaguru :Zayıf ve esmer.      
garagü :Bkz."gerevü".      
garağaç :Bir ağaç türü.      
garalık :Siyah renkli okul önlüğü.     
garaltı :Kabus.      
garaltı :Karanlıkta seçilemeyen cisim.      
garamantı :Eskiden giyilen siyah renkli bir pantolon türü.       
garamuk :Kararmış, bzulmuş fındık.      
garan guymak                         :Gürültü çıkarmak.       
gararuk :Kararmış.      
garasakız :Çam ağacından elde edilen siyah sakız.      
garasığır :İnek.      
garasını geğmek                     :Sebebi olmak, sorumlusu olmak.        
garat :Siyah at.      
garayas :Suratı asık.      
garayılan :Siyah renkli bir yılan.     
Garcaşdurmak                        :Arıların yuvasını dağıtmak.      
gardaşlık :Üvey kardeş.      
garduf :Patates.      
garduk :Patates.       
garelleme :Yeterliliğini ayarlama.     
garellemek :Kıvamına getirmek.       
garer :Karar.      
garer :Yeterlilik.      
garerbazara :Kimseye danışmadan.     
garer yemez :"Belli olmaz" anlamına gelir.      
gargaburun :Tavan altına yerleştirilen tahta kenet.       
gargamit :Bir deri bir kemik kalmış olan.       
garı gılibuğu :Kılıbık.      
garı gullet :Aile.      
garıcuk :Martın 25'inde başlayan fırtınalar.       
garıcuvaz :Kadıncağız.       
garmabulaşuk                        :Aşırı karışık.      
garman çorman                      : Karmakarışık.      
garmaşuk :Karışık.      
garnı ağrımak                         :Bir söze canı sıkılmak.      
garsuk :Kasık.       
garşı atmak :Karşı gelmek.       
garşucu :Törenlerde eve gelen misafiri karşılayan kişiler.    
gartmış :Zamanı geçmiş.      
gartopu :Patates.      
garuk :Ormanda kar küreme işi.     
garuk :İşe yaramaz hale gelmiş olan.       
gasdii :Kasıtlı.      
gasgavulcan :Bkz."gavulcan".       
gasıt :Kasıt.      
gasmuk :Katı leke.      
gasnak :Evde kalmış kız.      
gaş :Dağın beli.       
gaş :Derin, kuytu yer.      
gaşavu :Kaşınma aleti.      
gaşgal :Bir tür çiçek.       
gatöğön etmek                       :Önüne katmak.       
gatacak :Kahvaltılık.       
gatık :Yoğurt.       
gatık suyu :Ayran.      
gatıklama :Aklını karıştırma.      
gatıp garma :Birbirine karıştırma.      
gatıp garma :Her yerine küfretme.      
gatırboncuğu                          :At, katır süsü.       
gatışmak :İşe karışmak.      
gatma :Karıştırma.      
gatmak :Karıştırmak.       
gatma goyun gibi                    :Ortaya çıkmış olan, sırıtan, uyumsuzluk gösteren.        
gatmer :Yoğun kir.      
gatmerli :Kirli.      
gav :Yılan derisi.      
gavara :Kalça.      
gavcan :Bkz."gavulcan".      
gavcuk :Kırışmış, kaba görünen.      
gave :Kahve.      
gavlan :Kurumuş, bozulmuş şey.     
gavnuma :Meyvenin olgunlaşarak yumuşaması.      
gavrak :Arı kovanına koyulan bir tür mantar.       
gavsaldak :Bkz."gavsun".      
gavsun :Fındık çotanağı.       
gavşurma :İnce ipleri eğirerek kalın ip elde etme işi.      
gavulcan :Çok kırışık ve kabarık.     
gavun armudu                         :Armut çeşidi.        
gavunç :Yumurtacıkları şişmiş olan kimse.     
gavurma :Et yemeği.      
gayar ipliği :Beyaz, kalın dikiş ipi.     
gaybana :Bkz. "andır".      
gaybetine :Arkasından konuşmak.      
gayde :Kural.      
Gaydelenmek                         :Türkü söylemek.      
gayese :Kayısı.      
gayiş :Kemer.      
gayiş :Aşırı kirli vücut.      
gayma arabası                        :Bkz.:"akma arbası".      
gaymak :Ateşe odun atmak.      
gaynamak :Yavaşça kaybolmak.     
gaynana dili :Yaprakları dikenli bir çiçek.       
gaynar su :Sıcak su.      
gaypıncak :Kaygan yer.       
gaypıtmak :Çalmak.       
gaytaban :Ahşap evlerde kullanılan taban ağacı.      
gaz :Gazyağı.      
gazal :İçinden ayıklanmış olan fındık çotanağı.      
gazaliğin :Kazaleyin.      
gazara :Kaza ile.      
gazel :Ağaç yapraklarının kurumuş hali.       
gazep :Bela.      
gebic :Bkz."gagıliç".       
gecin :Fasulye kabuğu.      
geçe :Taraf.       
geçek :Tarla merdiveni.      
geçen gün :Birkaç gün önce.      
geçgüncü :Hevesi çabuk geçen kimse.       
Geçi Gerişi :Eskiden Çepni Köyü'ne bağlı olan bir mahalle.    
geçilik :Kırmızı taneli bir bitki.       
geçük :Zayıflamış, zamanı geçmiş olan şey.      
gegek :Gaga.      
geğsi :Giysi.       
geh geh :İneğe çağırma ünlemi.      
geheheh :Koyuna çağırma ünlemi.      
gehlemek :İneği çağırmak.      
gel get :"Bırak gel" manasında kullanılır.     
gelberü :Bkz."gerevü".      
gelecoş :Bkz."celecoş".      
gelek :Bitki yaprağı.       
gelensene :Gelecek sene.       
gelgeç işi :Baştan savmak üzere yapılan iş.     
gelin :"Yenge" manasında kullanılır.     
gelinçi :Gelin almaya giden topluluk.      
gelindağı :Çepni Köyü'nde bulunan Sungur Dağının      
gelinti :Kendiliğinden gelmiş olan şey.      
gelişli :Düzenli büyüyen çocuk.      
gelme gareri :Geleceği tahmin edilen zaman.      
gelmede :"Geldiğin zaman" anlamında kullanılır.      
gemüklü :İri kemikli.      
genceltme :Yaşlı fındık dallarını kesme.     
gene :Kene.      
gepcük :Meyvenin yenmeyen kısmı.     
gerdeme :Bir bitki.      
gerevü :Dal eğmede kullanılan çatallı sırık.     
geri :Kalça.      
geri söleme :Karşılık verme.      
gerikme :Yaranın mikrop kapması.      
gerilik :Düğün sonrası gelinin babaevi ziyareti.    
geriş :Yer.       
germecağaz :Açık ağızlı.      
germeç :İyice gerilmiş.       
gerneşme :Sabah kalkınca vücudu genleştirme.    
gerük :Sonuna kadar açılmış kapı.       
get günü :Veda günü.      
gevmek :Kemirmek.      
gevrek :Isınmış.      
gevretme :Isıtma.       
gevük :Kurumuş yere düşmüş ağaç kırıntıları.      
gevürme :Kemirme.      
gey :Geniş.      
gey durma :Toplu durarak ortamı daraltmama.     
geyeşme :Genişleme.      
geyleşme :Genişleme.      
gezeğen :Ağızdaki yara, hastalık.       
gezente :Sürekli gezen.       
gezente arı :Yaban arısı.      
gezgüç :Gezmeyi çok seven.      
gı, gu :"Kız" manasına gelen, kadına seslenme sözü.       
gıbla :Kıble.      
gıbla :Rüzgar.      
gıbra  :Kurbağa.      
gıbra gözü :Nasır.      
gıcıg :Sevimsiz kimse.      
gıcırama :Sitem etme.      
gıcıranma :Bozulma, sitem etme.      
gıç atma :Hayvanın tepmesi.      
gıçmuk :İnek tepmesi.       
gıdık :Fındık toplama sepeti.       
gıdık :Fındık toplama sepeti.       
gıdım gıdım :Çok yavaş.       
gıdırik :Sürekli homurdanan, sitem eden kimse.      
gıdırtı :Boş ve sitemli laf.      
gığooz :Erkeğin, karısına çağırma şekli.     
gıl yılanı :Derede yaşayan küçük, ince bir yılan türü.      
gılavu vermek :Bilemek.      
gıldırgıbıç :İşe yaramaz eşyalar.     
gılguyluk :Köpek.      
gılıç :İp dokumada kullanılan, tahtadan alet.      
gılıksız :Çirkin.      
gılımuk :Herkese minnet eden.      
gılınmak :Minnet etmek.      
gılik :Küçük saç ekmeği.      
gılle getme :Aşırı gitme.       
gımcışmak :Acıdan yüzünü buruşturmak.     
gımgır :Bembeyaz.       
gımıl gımıl :Yavaş yavaş.      
gınantı :Kötü birine benzetilerek büyüyen çocuk.       
gıncık :İnsanı rahatsız eden şey.     
gındıra :İnce, kesici bir ot.      
gıpcuk :İnce, küçük şey.      
gıpcuk :Göz kapağı.      
gıpgızıl gevur                          :Bkz.:"gızılgevur".      
gıpmak :Hedefi tutturamamak.      
gıpuk :Bir gözüne perde inmiş olan.      
gır :Beyaz.      
gıran :Tepe.      
gıran garısı :Herkes tarafından tanınan kadın.      
gırangazuk :Dimdik, kazık gibi gezmek.      
gırat :Beyaz at.      
gırat :Beyaz at.      
gıravu :Kırağı.      
gırgır :Teleferik.      
gırgız :İnek adı.       
gırk :Kırk gün.       
gırkıntı :İşe yaramaz, yabani ot yığını.     
gırklı :Doğalı veya öleli kırk gün olmamış kimse.     
gırklık :Koyunun yününü kesmek için kullanılan büyük makas.      
gırkma :Fındık bahçesinde büyüyen ve kesilmesi gereken otlar.      
gırkmak :Saç yahut ot kesmek.       
gırma :Taşlık.       
gırmalık :Çok gürültü yapan birkaç çocuk.       
gırmızı elma :Bir tür elma.       
gırmızı erük :Bir tür erik.      
gırnap :Sicim.      
gırpmak :Kağıdı ufak parçalara bölmek, kesmek.    
gıruk :Bir tür pirinç.      
gısgaçlı böcük                        :Böcek çeşidi.      
gısgı :Mengene.       
gısırak :Katır.      
gısıruk :Dar yer.      
gışla :Orman.      
gışlatma :Hayvanlara kışlık yiyecek ve ortam hazırlama.       
gıtdım :Zerre.      
gıvırma :Yön değiştirme.      
gıvratmak :Yalan söylemek.      
gıvratmak :Kulağını çekmek.      
gıvruşuk :Kıvrışmış.       
gıyı çocuğu :Yabani davranışlı çocuk.       
gıyı dönme :Fındık bahçesinin kenarlarını dönerek toplama.       
gıyı evi :Ormanın kenarında bulunan tek ev.    
gıyı garısı :Tenha yerde yaşayan kadın.       
gıyı gulak :"Kenarlar" manasında kullanılan ikileme.      
gıymuk :Bkz."gıyuk".      
gıypıc :Bkz."gıymuk".      
gıypıntı :Kesilmiş, ayrılmış parçalar.      
gıypuk :Bkz." gıymuk".      
gıyuk :Ele batan çöp.      
gızağan :Köpeklerin çiftleşmeye gitmesi.     
gızağan enük                          :Çiftleşme vakti gelen köpek.      
gızgun :Bkz."gızmış".      
gızıl gevur :Günahkar.      
gızıl ışgın :Yeni büyümüş fındık dalı.      
gızılbaş :Yakınlarına yan bakan.     
gızılcuk :Kızılcık.      
gızılfış :Yüzü kızarmış, terlemiş.      
gızılgabar :Kırmızı uçlu sivilce.      
gızmagabar :Yazın vücutta görülen sivilceler.     
gızmış :Yoldan çıkmış kız.      
gızmış :Bkz. "gızgun".      
gicikdürmek :Çocuğun kahkaha atmasını sağlamak.     
gicimük :Çok gülen çocuk.      
gidişgen :Kaşıntı hastalığı.       
gidişme :Kaşınma.      
gine :Yine.      
girebi :Saplı keski.      
Giresin :Giresun.      
girinmek :Günahını üstlenmek.      
girinmek :Yükü sırtına almak.      
girinti :Ot kesme aleti.      
giyevü :Güvey.      
gocaman :İhtiyar.       
goç ayı :Kasım ayı.       
goçlanma :Koyunun çiftleşmesi.      
godalak :Şekli bozuk.       
godaman :Zengin ihtiyar.      
godik :Eşek yavrusu.      
goduç :Biçimsiz.      
godunuz :Kaba işe yaramaz eşya.       
gofil :Büyük kova.       
gogil :Horoz ibiği.      
goğok :Kovuk.      
goğoz :Tam dolmamış.      
goğsil :Yürürken pantolonu düşen.      
golarmak :Vuracakmış gibi yapmak.      
golibiç :Yaşı küçük, tecrübesiz.       
golit :Sert ve küçük buğday ekmeği.     
gollu gatır :Yüklü katır.      
gomanda :Muhafaza.      
gomandar :Komutan.       
gondil :Tuhaf yürüyüşlü.      
gonuşma :İki gencin sevdalanıp anlaşması.     
gonuşuk :Laf.      
gopca :Elbise düğmesi.      
gopsil :Sevimli çocuk.      
gordile :Kurdela.      
goruk :Kurt deliği bulunan fındık.      
goruk :Meyve ağaçlarını çocuklardan korumak için asılan diken.      
goruluk :Koruma.      
gosdik :Patates.      
gosgoduc :Çok şekilsiz.       
goşam :Bir avuç.      
got :İçine on kilo mısır koyulabilen tahta kova.      
gotbaş :Başı büyük olan.       
govsuk :Fındık çotanağı.      
goya :Güya.      
goyermek :Hayvanın ipini çözerek salıvermek.    
goyermek :Altına kaçırmak.       
gozak :Olgunlaşmamış meyve.      
gozalmak :Azalmak.       
göbek düşüğü                        :Göbek kayması.      
göbelek :Şişko.      
göbül :Köpek yavrusu.      
göçgüncü :Durmadan göç eden.       
göden :Hayvanların yemediği sert ve yabani bir ot.    
gödeş :Değirmen taşının altındaki ağaç parça.      
gögef :Cevizin yeşil kabuğu.     
göğ :Gök.       
göğlük :Hayvan yiyeceği, yeşillik.     
göğnük :Olmuş, yumuşamış meyve.       
göğnümüş :Olgunlaşmış.      
göğö :Yemyeşil, olmamış.      
göğöslük :Okul önlüğü.      
gölmec :Küçük göl.      
gölpe :Körpe.      
gölük :Katır.       
gömbeleme :Üstünkörü toprağa gömme.     
gördüğünü göğnütmemek :Her şeye el uzatmak.      
görgü :Görmemiş.      
görüm :Görümce.      
göscek :Gözlük.      
gösnük :Oyunu seven hayvan.      
götatma :Hayvanın tepmesi.       
götü dutuşmak                        :Başına gelecekten korkmak.        
götüngötün :"Geri geri" manasında kullanılır.     
göynek :Gömlek.      
göyülsüz :İstemeden, gönülsüzce.      
gözden almak                          :Nazar değmek.       
göze :Kaynak suyu.       
gözlük :Duvar içine yapılmış raf.     
gözpici :Anne karnında gözden etkilendiği düşünülen çocuk.      
gözü almak :Uykuya dalmak.      
gözü ilaç olmak                       :Bir şeye bakmadan edememek.      
gözüne çıkarmak                   :Abartmak.        
gözünün feri gaçmak              :Halsizleşmek.      
gudi :Köpeği kovma ünlemi.     
gudur guymak                        :Ayaklandırmak, belaya sevketmek.       
gufa :Kova.      
gugguli :Sesi kart olan.      
gugil :Saç örüğü.      
gugul :Bkz. "gogil".      
gukguk :Guguk kuşu.      
gulak :Tarla uzantısı.      
gulaklı :Koyunun büyük kulaklı olanına denir.     
gulp :Sap.      
gumbul :İşe yaramaz, haddinden fazla büyük olan eşya.       
gumbul :Saat çerçevesi.      
gumpara :Kumbara.      
gunnamak :Doğmak, türemek.      
gurampa :Plan.      
gurcuklamak :Kurcalamak.      
gurtarmak :Tarla veya bahçedeki işi bitirmek.    
gurtulmak :Doğum yapmak.       
guru :Dilinmiş, ambarlanmış meyve.     
gurud :Muşmulaya benzeyen bir tür yemiş.      
gurulma :Kas tutulması.      
guruluk :İnce, kuru yakacak.      
gurum :Bacadaki is lekesi.       
guruş daşı :Eski evlerde üzerine bozuk para, küçük eşya konulan duvar çıkıntısı.      
gusmuk :Kusulan şey.      
guş çarpuğu :Bir tarafı kuşlar tarafından yenmiş fındık.      
guş fındığı :Bir çeşit fındık.      
guş gibi :Çok hafif.      
guş gibi :Çok hızlı.      
guş pancarı :Bir tür bitki.      
guşak :Bele sarılan kumaş.      
guşak :Ahşap evlerin kenarlarına yapılan küçük raflar.   
guşgülü :Yabangülü.      
guşluklatma :Sabah vakti hayvanların otlakta beslenmesini sağlama    
guvalak :Mezar kuşu.      
guvannık :Mavi çiçekli bir bitki.       
guvat :Kuvvet.       
guvatlı :Çok tuzlu veya çok şekerli olan.      
guvatura :Guatr.      
guyici :Ölü yıkarken su döken kimse.     
guyluklama :Peşinden götürme.      
guyma :İçine dokunma.      
guytak :Küçük kuyu.      
guz :Gölgede kalan yer.      
guzene :Fırınlı soba.       
guzine :Bkz."guzene".      
guzu :Yeni türemiş mısır çotanağı.       
guzu gulağa :Kuzu kulağına benzeyen bir bitki.     
guzuluk :Ahırda kuzular için ayrılmış bölüm.      
gübüllük :Çöplük.      
gübür :Süprüntü.      
gücük :Şubat ayı.      
güçcük :Küçük.      
güçcük ayeser                         :Ağustosun 14'ünde başlayan yağmurlar.       
güdü :Hayvanları gütme işi.     
güdü malı :Beslenilmek üzere emanet alınmış hayvan.    
gügül :Sarımsak çiçeği.      
gügümerüğü :Bir erik türü.       
gül fıdığı :Fiske.      
güleç :Güleryüzlü.      
gülk :Yumurtlamaya ara vermiş olan tavuk.       
güllük :Bir çeşit eğrelti otu.   
güllük otluğu :Ahıra serilmek üzere depolanan ot.     
güllüklük :Ahır için biçilen kızıl otun yetiştiği orman.    
Güllüklük :Çepni Köyü'nün "Kuz Bahçe" mahallesinin eski adı.      
gümülcü :Küçük sinek.      
gün darısı :Güneşte kurutulmuş mısır.       
gündöndü :Ayçiçeği.      
Güneköy :Güneyköy; Çepni köyüne komşu bir köy.    
güney :Güneşi çok gören yer.     
Güney :Çepni Köyü'nde yer adı.     
günnetmek :Güneşe çıkarmak.      
güpür güpür :Ahşap evden gelen gürültü sesi.    
güpüretmek :Sırtına vurmak, dövmek.      
güye :Güve.      
güzletme :Hayvanlarını sonbaharda besleyebilme.       
güzün :Sonbaharda.      
haay :Çocuk uyutmak için söylenir.     
habura :Burası.      
haburası :Burası.      
hacet :Zorunlu ihtiyaç; tuvalet.     
hacetine gidememek               :Tuvaletine gidememek.      
Haçan     :Mademki.       
haçcacuk :Güzelce.      
haçcak :Güzel.      
haçenki :Mademki.      
hadi :"Sus!" anlamında kullanılan söz.       
hakget :Gerçek.       
hakgetden :Gerçekten.      
hakırik :Çok gürültü çıkaran.      
hakırtı :Gürültü.      
hal ağlamak :Yakınmak, birinden şikayetçi olamk.       
halak :Yarık, ayrık.       
halbiysem :Halbuki.      
haldıracak :Birdenbire.      
haletün :Hala.       
halı darağı :Halı dokurken kullanılan ip tarağı.      
halı odası :Eskiden kızların halı dokudukları yer.      
halik :Yapıda kullanılan küçük dolgu taşları.       
halikci :Yaramaz çocuk.      
haltak :Aşırı geniş.      
haltuk :Dana urganı.       
ham :Uzun zaman çalışmayan.      
ham cıbaca :Eğrelti otu.       
ham fındık :Yaban fındığı.      
ham gül :Bir çeşit gül.      
ham incir :Küçük meyveli incir ağacı.     
ham kekük :Orman kekiği.      
ham kirez :Meyve vermeyen, aşılanmamış kiraz ağacı.      
ham marul :Marula benzeyen yabani ot.      
ham misir :Küçük bir domates çeşidi.     
hamaz :İçi boş fındık.      
hambar :Kiler.      
hambar yeri :Kiler.      
hamgül :Yabangülü.      
hamını almak :Her istediğini yapmak, ağırlamak.      
hamla :Bir an.      
hamlamak :Uzun zaman sonra çalışıp yorulmak.     
hamlatmak :Yıkadıktan sonra suyu geçsin diye bekletmek.     
hammayis :Yaban çileği.      
hangıbiri :Hangisi.       
hangil hingil :Bir aşağı bir yukarı.       
hanisiy :"Nerdesin?" anlamında kullanılan soru kelimesi.      
haniye :"Nerede" manasında kullanılır.     
hapap olmak :Köşeden dönerken rastgelmek.       
hapıl :Ağır hareketli.      
harar :Büyük sepet.      
hardallı su :Bkz."safralı su".      
harfiyet :İnşaat malzemesi.       
harız :Conta.      
hark :Su kanalı.      
harman :Mahsül kurutulan açık alan.     
harman altı :Harmana yığılan fındığın altından çıkarılan ayıklanmış fındık.     
harta :Harita.      
hartama :İnce çam tahtası.      
hartama keleği                        :Hartımadan yapılan oyuncak.       
has etmek :İyi etmek, yerinde cevap vermek.      
has gine :İyice.       
hasda sökel :Hasta, rahatsız.      
hasgine :İyice.      
hasılı :Herhalde.      
hasılınca :Bkz. "hasılı".       
hasırama :Nefes nefese kalma.      
hasiretlik :Özlem.      
haslık :İyilik.      
hasmayis :Çilek.       
haşad etme :Mahvetme.      
haşıl :Sulu yemek artığı.       
haşimcek :Şimdi.       
haşindicek :Şimdi.      
haşindik :Şu anda.      
haşlak :Nemli ve sıcak hava.       
haşlık :Para.       
haşöle :Şöylece.       
haşu :"İşte şu manasına gelir.      
haşu gaçcuk :Şu kadar.      
haşura :"Şu gördüğün yer" manasına gelir.       
haşurası :Şurası.       
hatim başişi :Kur’an-ı Kerimi hatmedene verilen bahşiş.       
hatip :Erkekliğini kaybetmiş olan.      
hatun kirez :Bir kiraz türü.       
hatun sırgan :Isırgan çeşidi.       
havas :Heves.      
havaslını alamamak                :Hevesi yarıda kalmak.       
havle gine :Bkz." höle gine".      
havlece :"Öylece" manasına gelir.       
havruz :Beşik tuvaleti.      
havu :O.      
havzal :Mahsülün işe yaramayan döküntüleri.      
hay edip vurmak                      :Destekli vurmak.       
hay etme :Çocuğa ninni söyleyerek uyutma.       
hayat :Köy evinde salon.      
haydinin :"Çabuk gelin" manasında kulanılır.      
hayıf almak :Öç almak.      
hayımlı :Doğuştan sakat olan.      
hayın :Acımasız.       
hazır :”Eldeki” anlamına gelen yakınma sözü.    
hazırcı :Başkasının emeğiyle geçinen.     
he :Evet.      
he :Evet.      
he daa :"İnan ki, evet" manasında söylenir.    
hebe :Heybe.      
hedik :Çubuktan yapılan kar ayakkabısı.     
heğelemek :Koyunu arkasından götürmek.      
heka :Hikaye.      
hela hela :Durmadan, devamlı.      
helbet :Elbette.       
helemiyun :Aliminyum kap.       
heleng etmek                          :Tarumar etmek.      
helle :Hamur işi.       
helle hamur :Pişmemiş olan.      
helleme :Söze kötü karşılıklar verme.     
helva :Dayak.       
hemam etmek                        :Banyo yapmak.       
hemamlık :Eski usül banyo, gusülhane.       
hepbile :Hep birlikte.      
hepek :Evin içinden ahıra açılan pencere.     
hepicüğü :Hepsi.      
heral :Herhalde.      
heraldan :Herhalde.      
herasılınca :Herhalde.       
heri :Kızma ünlemi.      
herif gibi :Delikanlıca.      
herifnazarı :Erkekler tarafından göze gelme.      
herif sözü :Güvenilir söz.      
heriflenme :Dayılanma.       
herildik :Söze kötü karşılık veren.       
herk :Tarlayı belleme işi.       
herk gıbrası :Tarlada, topraktan çıkan kurbağa.       
herkeş :Herkes.      
hernük :Havanın öğlende açılması.      
hers :Öfke.      
hers küpü :Sinir hastası.      
herslenmek :Çok kızmak.      
heş :İneği kovmak için söylenir.     
heş etmek :İneği kovmak.      
hetireme :Kötü sözler etme.      
hetirik :Dilinden kötü sözler düşmeyen.       
hevlane :Küçük tencere.      
hevüle :"İşte o şekilde" manasında kullanılır.       
hey :"Ne diyorsun?" anlamında kullanılır.      
heyva :Ayva.      
hıkırama :Boğaz rahatsızlığı.      
hıllama :Laf atma.      
hıllaşma :Tartışma.      
hıllı bırakmamak                     :Öcünü almak, zarar vermek.      
hıltak :Gevşek.      
hıltamış :Gevşemiş.      
hılthışır etmek                         :Paramparça etmek.      
hımbıl :Ağır hareket eden kimse.       
hınc etmek :Öldüresiye dövmek.      
hıngırmak :Burnunu temizlemek.       
hır :Kavga.       
hıra :Damızlık öküze seslenme sözü.    
hırp etmek :Kapının aralığını kapatmak.       
hırtda :Bkz."cılıfda".      
hırtuk :Yırtıcı.      
hısda :Arazi payı.      
hışır  :İnek yiyeceği, yeşillik.      
hışır olmak :Çok yorulmak.      
hıtıçlamak :Keserek yaralamak.       
hıtıraşma :Tartışma.      
hıtırik :Sürekli sorgulayan, kusur bulan.     
hıtırtı :Karşılıklı hesaplaşma.      
hıtlam hıtlam etmek                :Paramparça etmek.        
hıtlamak :Odun kesmek.      
hızan :Çocuk.      
hızanhırtuk :Çoluk çocuk.      
hızıldik :Bebeklerde görülen boğaz rahatsızlığı.      
hızmatger :Köle.       
hicikmek :Çocuğun çok ağlaması.     
hille :Tuzak.      
him :Temel.      
hingimiş :Yerli yersiz şeylere gülen kadın.      
hiyet olmak :Köyde toplanarak karar alma.       
ho :O.      
hobuc etmek :Çocuğu sırtına almak.     
hobuk :Sırt.       
hocalık :Hocanın tedavi etmesi gereken hasta.     
hodul :Somurtkan.       
hoğolamak :Akın etmek.       
holasa :Sakar.      
holla :"Domuz" diyene cevaben söylenir.     
hopban :Zıplayan inek.       
hopcin :Sulu pancar yemeği.      
hopcullamak :Zıplamak.       
hora :Orası.      
horalet :Portakallı, sıcak içecek.      
horallit :Portakallı, sıcak içecek.      
horan :Horan.       
horasan :Sıva.      
horası :"İşte orası" manasında kullanılır.      
horla :"Domuz" diyene karşılık vermek için kullanılır.      
horsanak :Domuz yavrusu.      
hortzort etmek                         :Sorulan şeye kötü cevaplar vermek.        
hortik :Domuz yavrusu.      
hoşbıran :Bir tür sebze.      
hoşlamak :"Hoş geldin" demek.       
hoşlaşmak :Arası iyi olmak.       
hoşmak :Suyu çıkmış, bozulmuş olan.     
hoşpeş :Buluşmak, kucaklaşmak.     
hoşuran :Bkz. "hoşbıran".      
hotur :Küçük boylu.      
hoturaf :Fotoğraf.      
hozan :Bayır arazi.      
hozmil :Küçük, zayıf, çelimsiz.      
höçcük :Küçücük.      
hök :Toparlanmış, yığılmış şeyler.     
höl :Islak.      
höldürecek :Birdenbire çayı içme.      
höldürümük :Çay yudumu.      
höle :Öyle.       
höle gine :"O haldeyken" manasına gelir.      
hölecüğü :"O gördüğünden" manasına gelir.     
höleline :"O şekilde" manasını taşır.       
hömek :Toplu halde, kalabalık.     
hömen depmek                       :Oynayıp zıplamak.        
höngecek ağlamak                 :Birdenbire ağlamak.      
höngül :Bir çeşit sebze.      
hörgelek :Kalabalık.       
hörgüç :Biçimsiz.      
hörüzlenmek :Dayılanmak.      
höşgül :Bkz."haşıl".      
höşmeni çıkarmak                   :Ezmek, suyunu çıkarmak.      
höşmek :Bkz."hoşmak".      
höşül :Bkz."haşıl".      
hötmece :Küçük boylu olan.      
hötürce :Küçük boylu olan.      
hurdalı su :Sağlıksız kaynak suyu.       
huşanmak :El hareketiyle korkutmaya çalışmak.      
huysutmak :Huylandırmak.      
hücceten  :Eceliyle, birdenbire ölme.     
hüdüklenme :Durduk yerde ayaklanma.      
hüdüt :Arazi sınırı.      
hümcünme :Oturduğu yerde hareket etme.      
hümürme :Buruşturma.      
ığsuk :Uyuşuk.   
ıhıh :"İşte" anlamında kullanılır.  
ılaz :Laz.    
ılaz armudu :Bir tür armut.   
Ilazlar yanı :Çepni Köyü'ne komşu olan Kertil Yatak mahallesi.   
ılıçıkı :İnce küçük hesaplar.    
ılımuk :Ilık.   
ılıncak :Bebek salıncağı.    
ılışdurmak :Sıcak suya soğuk su karıştırmak.     
ımık :Sıcak.   
ıncuk cıncuk :Ufak tefek eşyalar.     
ıngıl çıngıl :Çatallı, karışık iş.    
ıradıyu :Radyo. 
ıradyon :Bkz. "ıradıyu".   
ıraf :Raf.     
ırağat :Düz, rahat yer.    
ırağatlaşdurma                        :Yatırmak.   
ırazı :Razı olma durumu.     
ırgalama :Sallama.    
ırgama :Bkz."Irgalama".    
ırgan :Urgan.     
ırganma :Yerinden oynama, sallanma.    
ırıb :Usül.     
ısdavurd :Eylül ayı.    
ısgat :Ölünün ardından cemaate verilen para.    
ısıldik :Islık.    
ısırım :Lokma.     
ısız :Issız.    
ışgın :Yeni biten fındık dalı.     
ışgın çubuğu :Bkz."Işgın".   
ışıma :Sabah olması.     
ışımadan :Sabah yakını.     
ışındurmamak                         :Fırsat vermemek.  
ıyımıcım :Yerlere serilmiş.     
ıymak :Sermek.     
ibret :Kötü kimse.     
icirat :Yaranın içindeki sarı sıvı.   
iç fanile :İç giysisi.    
içdonu :İç giysisi.    
içhane :Fabrikada fındık işleme bölümü.    
içinden bazallıklı                      :Başkalarının hesaplarını yapan kimse.    
içine ağlama :Sessiz sessiz ağlama.    
içinidöğmek :Hastalıktan içi sızlamak.     
içini sürmek                             :İshal olmak.     
içlig :İç giysisi.   
içyağı :Tuzlanmış et yağı.     
ifrid olmak :Çok öfkelenmek.     
iğilti :İnleme sesi.   
iğnelik :İğne saklama kabı. 
ihdac :Muhtaç.   
iki cannı :Hamile.   
iki ikiye :Teke tek.    
ikibaşlı :Zaten.     
ikicekli :Başbaşa.    
ikidebir :Sürekli, devamlı.    
ikilemek :Kaçmak.    
ikinci ırgama :İkinci defa dalları sallayarak fındık toplama işi.    
ilaçlık :Numune.     
ileçgaranç :Çeşitli beddualar etme.     
ileçber :Tarlada çalışmayı bilen.     
ileğen :Leğen.     
ilenç :Beddua.     
ilenmek :Beddua etmek.                                                                                                           
ilerki gün :İki gün önce.     
ileş :Leş. 
ilezir :Rezil.     
ilif :Banyoda kullanılan dokuma kese.   
ilisdir :Kova.   
ilişmek :Takılmak, sataşmak.     
iliya :Gevur çocuğu.     
ilkindi :İkindi.
ilma :Bkz. "imlek".    
imeci :İmece.     
imecibaşı :Baş örtüsünü başa çekme çeşidi.     
imlek :İlmik.  
indem :Bütünüyle.     
inek :Eklendiği kelimeye "ile" anlamı veren ek.   
intap :İltihap.    
ip atlama :İple oynanan çocuk oyunu.     
ipda :Önce, evvela.    
irende :Rende.     
iresim :Resim.  
irza :Rıza.     
isdifar :Kusma eylemi.    
isgele :Tahta merdiven.  
isgemi :Sandalye.     
isgolis etmemek                      :Denilen şeyi dikkate almamak.    
isi :Çiseli, soğuk hava.    
isiyn :Hüseyin.     
isli lamba :Üstü açık idare lambası.     
islik :Bacanın içi.     
islim :Kurumuş is lekesi.    
iş yıkma :Evlenecek olan iki kişinin arasını bozma.    
işemük :Sidik.    
işine gelüse :Canı isterse.  
işlek :İş yapmaktan usanmayan.    
işmar :Göz işareti.     
it aslı :Cinsi bozuk adam.   
it çileği :Hayvanların yemediği yabani bir ot.    
it dalaşı :Karışık iş, sorun.    
it dirseği :Göz kabuğunda çıkan sivilce.  
it öğnüne atar gibi                   :Elindekini özensizce birine fırlartmak.      
itguş :Ne idüğü belirsiz.    
iti guyluyunan dalaşdurmak    :Araları iyi olan kişileri birbirine düşürmek.    
itolit :Uyanık, kurnaz.    
itürdüye saymak                     :Söylenen söze kulak asmamak.  
ivdic Sivri şey.  
ivek civek :Ufak tefek.    
ivük civük :Ufak tefek.   
iye :Keskin aletleri bilemeye yarayan araç. 
iyeşme :Sürekli aynı kişiyle uğraşmak.    
iyeşük :Biriyle uğraşmayı huy edinmiş.
izinnama :Resmi nikah.    
 
kağat fişeğe :Kağıt ambalaj içinde, barutlu ses patlayıcısı.
kağnarı :Bkz. "kaynarı".    
kakalamak :Birini her bulduğu yere sürtmek, göndermek.   
kakılma :Girdiği yerden çıkmama.   
kakınmak :Sürtünmek. 
kakışlamak :El hareketiyle rahatsız etmek.  
kakışmak :İneklerin kafa kafaya vererek kavga etmesi.  
kakmuga gatmak                    :Teperek rahatsızlık vermek.    
kakmuk :Tepme.
kampdaş :Su deposu.   
karnal :Su kanalı.
kaskatıravuc :Buruşmuş, kabarmış.  
kataklı :Cinsi bozuk manasında kullanılır.   
katıracak :Birdenbire ısırma sesi.  
kaya :Her işe burnunu sokan. 
kayırtı :Sert bir şey yerken ağızdan çıkan ses. 
kaynarı :"Sesin batsın" manasında kullanılan beddua sözü.    
kaynarısıca :Bkz. "kaynarı".   
keçemen :Ayaklı yılan.   
kedi delüğü :Kapının altındaki kedi için ayrılmış eve giriş deliği.  
kedi delüğü :Fındık ayıklama makinesinde çürük fındıkları dışarı atan delik. 
kef  :Kir.  
kefaze :Rezil.  
kefli :Kirli. 
keğef                                       :Keyif. 
keğfi yere :Hiçbir sebep yok iken , durduk yerde.   
keh :Kenar.   
kekeç :Kekeme.
kekül :Kahkül.
kel :Vücutta bulunan yara.    
kelam çevürmemek                :Susmak.     
keleb etmek :Katlamak.    
kelek :Yalancı, boş insan.   
kelek :Hayvan çanı. 
kelek :Kabak ve karpuzun içi boş çıkanı.    
keleplemek :Fırlatmak.    
keler :Su yılanı.    
kelif :Müstakil ev.  
kelkaya :Her işe burnunu sokan.  
kelpedin :Kerpeten.   
kemçük :Dişleri eksik olan.   
keme :Büyük fare.   
kemre :Hayvan gübresi. 
kemre dağatmak                    :Kötü işler peşinde koşmak.    
kenef :Tuvalet.    
kenevüc :Ağzı erimiş, küçülmüş alet.   
kepek gar :İnce ve kaygan kar.  
kepelek :Hayvanlarda görülen öksürüklü hastalık.   
keren  :"Diye" manasına gelir.   
keren  :"Kadar" manasına gelir.   
kerkünme :Sürtünme.   
kerme :Bkz. "kemre". 
Kertil Yatak :Taflancık'a bağlı bir mahalle.    
kertme :Ufak kesik.  
kertük :Küçük kesik.   
kertük :Kesik izi. 
kesdene :Kestane.  
kesdene mantarı                     :Kestane ağacının kökünde biten mantar.   
kesdürmek :Anlayabilmek.   
kesek :Kesici çöp.   
kesek sokmak                         :Bir işe burnunu sokmak.   
kesi :Hayvanı kesme işi.   
kesim :Yayla çayırında mantarların yetiştiği siyah toprak.   
kesim :Öğütülmüş mısır ununun değirmen teknesinde birikmesi.    
kesim evleği :Yaylada siyah toprak üzerinde yetişen mantar türü.    
kesiye almak :Eti için hayvan satın almak.
kesme gatık :Çökelek malzemesi.   
kesmek :Bkz. "kiçemek".   
keş :Yoğurttan yapılan ayranlık, kurutulmuş süzme. 
keşan :Karadeniz kadının kullandığı bir tür örtü.   
keşgül :Kabağa benzeyen, uzun saplı, içi boş bitki.
keşik :Sıra, kuyruk.
ketemeç :Üzeri girintili-çıkıntılı olan yerli taş.
keyfane :Tuvalet.  
keyfanı :Kocakarı.   
kezvan otu :Bir tür yabani ot.   
kıçı kıçı :Koyuna çağırma sesi.
kıçılamak :Koyun sürüsünü arkasından götürmek. 
kıllatmak :Fırlatmak.
kırk hızanınan bir mağrada galmak:Çaresiz kalmak.    
kırkkeren pakliyca                   :Temizlenmesi gereken işkembe.  
kışgılamak :Bkz. "kışılamak".    
kışılamak :Ağlayan bebeği ninniyle susturmaya çalışmak.    
kışırtmak :Bkz."fışırtmak".   
kıtırak :Ekmek kabuğu.  
kiçeme :Birinin kötü huylarını başkalarına anlatarak onu küçük düşürme. 
kiçenti :Kötü huyları herkes tarafından kınanan kimse.   
kile :Eskiden kullanılan ağırlık ölçüsü birimi.
kilpit :Kibrit.
kilpit çalacak yeri galmamak  :Sırılsıklam olmak.    
kimiye :Değerli, kimya ürünü gibi.
kimiye kesmek                        :Değere binmek.    
kirez :Kiraz.   
kirez armudu :Bir armut çeşidi.
kirez ayı :Haziran ayı.
kiriş :Yemeği yapılan bir ot. 
kirkit :Halı dokurken kullanılan bir çeşit tarak.    
kirman :İp eğirme aleti. 
kirman ganadı                         :Çarpı işareti.   
kironto :Bkz. "girinti".  
kirse :Kilise.    
kişkir :Bir çeşit yenir bitki.   
kitlek :Ağaç kilit.   
kitlik :Erimiş, küçülmüş sabun.  
kokup oturmak                        :Oturup kalmak.  
kollec :Perde kornişi.   
kontik :Lakap.  
kotil :Sevimli çocuk.   
kotmak :Ağaç tokmak.    
kök :Lahana kökünün içindeki beyaz, tatlı yer.   
kökleme :Yeni dikilmiş fındık fidanı.   
kömçültmek :Yamultmak.  
kömeç :Lakap.  
kömsük :Bkz. "kömsük".   
kömzeklik :Ahır penceresi.    
köplücük :Silahın bir parçası.   
kör lamba :İdare lambası.   
kör su :Yaz aylarında kuruyan kaynak suyu. 
kör yılan :Bir çeşit yılan.  
körse :Keskin aletleri bilemede kullanılan taş.   
kösdü :Köstebek.    
kösdüköpek :Köstebek.   
kösdüre :Bkz. "körse".   
köse arpası :Bir arpa çeşidi.   
köşe daşı :Duvar yapılırken köşelere oturtulan büyük ve sağlam taş.   
küfe :İneğe yal vermede kullanılan tahta kova. 
küfeci :Hayvana yal verilen kovayı yapan kimse.   
küfnük :Nem kapmış, paslanmış. 
kül çiçeği :Külün havalanmaya müsait hafif taneleri.   
külek :Ayranın saklandığı ağaç kova.   
külekbaş :Büyük başlı.   
kümbül :Hafif şişman.   
küne :Lakap.
küntük :Büyük vücutlu. 
küpeli :Boyun altında küpemsi kordonlar bulunan hayvan. 
küpü :Balta vb. aletlerin baş kısmı.  
küpüleme :Balta vb. aletlerin baş kısmıyla birine vurma. 
küpüye gatmak                       :Bkz.: "küpüleme".   
kürennemek :Küremek.   
kürt çalıp cingan oynamak:Aşırı gürültü yapmak.    
kürül :Uç kısımları yenilen bir çeşit bitki.    
kürün :Hayvanların su içtiği ağaç tekne.   
kürüs :Kulakları küçük olan koyun.
küsbar :Süslü.  
küsdürme :Havanın birden bulutlanması.
küsgü :Herhangi bir karıştırma aleti, köstek.  
küsgülemek :Konuyu açmak, üstüne gitmek, karıştırmak.   
küsmük :Sigara artığı.
küsmüş :Eğilmiş. 
küşgül :Soyulmuş, ayıklanmış, kurutmaya hazır kabak. 
kütmek :İri odun.  
kütmeldek :Bkz. "kütmek".    
kütük  :Küçük tomruk.  
kütük  :Ağaç tabure. 
kütükduzak :Ağaçtan yapılan fare tuzağı.
kütür :Küçük, yuvarlak olan saç ekmeği.   
küy :Sorun, kavga.    
küy dağarcuğu                        :Her yerde sorun çıkaran. 
küy gacartmak                        :Problem çıkarmak.     
küzü :İp dokumada kullanılan tahta alet.   
laf kar etmemek                      :Söz dinlememek.       
lağlac :Bkz. "lepic".      
lağlandurmak                          :Her yere yaymak.      
lal :Dilsiz.      
lalaç :Kekeme.      
lapıc :Bkz. "lepic".      
lapur :Rapor.      
lavaş :Pide.      
laz armudu :Bir armaut çeşidi.      
Lazlar yanı :Bkz."Kertil Yatak".      
leçer :Reçel.      
lefdir :Gevur.       
legad :Tabanca.       
lepic :Aşırı sulu yemek.      
lesd :Nesil.       
lığ :Yumuşak, batak zemin.       
lo daşı :Yerli kaya.      
lo deyu Muhammed demiyu: "İnadından vazgeçmiyor" manasına gelir.       
lobut :Kalın ve iri şey.       
löbet :Nöbet.       
löc :Sulu, cıvık.       
löküz :Tüplü ve başlıklı fener.      
lölük :Lakap.       
löpüc :Aşırı sulu yemek.      
macir :Göçmen.      
macir sağanı :Dilencilere mahsül dağıttıkaları sahan.   
mada :İştah.      
madası dutulmak                     :İştahı kesilmek.        
maden armudu                        :Armut türü.       
mafaza :Koruma.      
mafırga :Çok uyuyan kimseye takılan isim.       
mafurga :Tütün sarması, kalın sigara.      
makas :Bacak.       
maksus :Yalancıktan.      
mal :Akılsız.       
malafat :Kocaman, büyük cisim.     
male :Mahalle.      
malmelal :Varlık.       
mana bulmak :Sebep bulmak.      
manacı :Numaracı, bahaneci.      
manakda galmak                    :Ortada kalmak, yarı yolda kalmak.        
manalık :Sebep.      
manasına :"Sayesinde" anlamında kullanılır.       
Manasur :Çepni Köyü'ne komşu olan Çalkaya Köyü'nün eski adı.     
mandafur :Çok yiyen hayvan cinsi.       
maniynen :"Bahanesi ile" anlamına gelir.       
mapıs :Hapishane.      
masdal :Uzun, pürüzsüz ve ağaçtan yapılmış sırık.      
maslat :Komşudan ödünç istenecek şeye verilen ad.   
matırama :Azarlama, laf batırma.       
matırik :Kendi kendine söylenip duran.     
mav olma :Kedilerin çiftleşme zamanı.     
mavvuk :Erkek kedi sesi.      
maya :Tırnak altındaki hassas deri.     
mayalık :Damızlık hayvan.      
mayana :Doktor muayenesi.      
mayasız :Kanı bozuk, kalleş.      
mayasullu :Çok konuşan kise.      
mayet :Niyet.      
mayis :Çilek.      
mayis ayı :Mayıs ayı.      
maytuk :Topal.      
maytuk :Topal.      
mazaltı :"Mazı" denilen yapıların altında bulunan boş yer.      
mazı :Kiler amaçlı kullanılan ahşap yapı.      
mazıgözü :"Mazı" denilen  binanın girişteki bölmesi.      
me :"Al-" fiilini karşılar.       
medesem :Meğer.       
mefat :Vefat.      
megadını bilmek                     :Kıymetini bilmek, korumak.        
meğel :Kazma.       
meh meh :İneğe çağırma ünlemi.     
mehilsiz :Temelsiz, altı boş yapı.     
mehilsiz :Temelsiz.      
mekdepsiz :Cahil, anlayışsız.      
melez :Zayıf, kansız,güçsüz.       
melhem :İlaç, merhem.       
melikman :Bkz. "merdaman".      
mendek :Bkz. "baldıran".       
mendis :Mühendis.      
mene :Hastalıklı.      
menfez :Küçük köprü.      
menşür :Meşhur, tanınmış.      
menteş :Baston.      
menti :Uzun ve büyük kulak.      
menük :İp yumağı.      
meran :Yıkık viran.      
merdaman :Merdiven.      
merek :Fındık, ot depolanan yarı açık yapı.      
merek altı :"Merek" denilen yapıların altında bulunan boşluk.      
merekci :Taflancık Köyü halkına, Çepni Köyü Halkının verdiği isim.      
meremet :Merhamet.       
meresin :Köpeklerin yaşını belirtmede kullanılan birim.     
merülcen :Diken ucu.      
mezerçıkuğu                           :Hortlak.       
mıdısı :Gevur.       
mıhdar :Muhtar.      
mık :Çivi.      
mıksışdı :Cimri.      
mıras :Miras kalmış olan şey.      
mıs dememek                        :Hiç tepki vermemek.      
mısgıç :Bkz."mıksışdı".      
mıtrıbız :Huysuz, sorunlu.      
mıymıntı :Mızmız, şikayet eden, kendini beğenmiş.       
mızırik :Çok ağlayan çocuk.       
mida :Mide.       
mikrof :Kötü işlerle meşgul olan, zararlı kimse.       
mile :Misket.      
milegöz :Büyük gözlü olan.      
minkin :Takat, güç.      
mintan :Gömlek.      
misir :Küçük domates türü.     
mitil :Yatak örtüsü.      
miz :Büyük metal çivi.       
mobal :Sorumluluk, günah.      
mobal vermek                         :Yemin etmek.        
moluz :Kaba, biçimsiz.      
mos :Zorla yanan, ısıtmayan yaş odun.      
moş moş kokma                     :Kötü kokma.        
moşur moşur kokma               :Terleyerek kokma.      
möh :Köpeğe çağırma sözü.      
mudara :Dayanıksız, zayıf.      
mugallit işi :Uydurma anlatı, komik, argo hikaye.      
muhagat :Muhakkak.      
muhakgeme :Mahkeme.      
mukemal :Kusursuz, dayanıklı.      
mumteri dökmek                     :Sıkıntıya düşmek, ter dökmek.      
murç :Taş yarma çivisi.    
murt getmek :Abdestsiz ölmek.      
muvazeme :Malzeme.      
muzu :Domuz.      
mücürüm :Kötürüm.      
mügat olmak :Sahip çıkmak, göz kulak olmak.      
müğfez :Dere geçen dar boğaz.      
mükgem :Sağlam.      
münfez :Bkz. "menfez".      
müsürüf :Ziyankar.      
müşderi :Kız istemeye gelen talipli.      
nacak :Sivri balta.       
nacır :Kurumuş yaprak kitlesi.       
nacır :Bkz."gazel".      
naciye böcesi                          :Fasulye türü.      
nafaga yememek                     :Hiçbir şey yememek.        
nalet :Kötülük yapan kimseye denir.      
nalgun :Yol parası.       
nallı gazma :Üstü pençeli kazma.      
namazlık :Beyaz baş örtüsü.      
namet :Nimet.      
naylun :Poşet çanta.      
ne demesi var?                       :"Ne diyor" manasında kullanılır.      
ne garın ağarısıyse                 :"Her kim ise" manasında kullanılır.     
ne gılık :"Nasıl" anlamına gelir.     
neblimki :"Aklım almıyor, inanamam", manasında kullanılır.      
nebri :Gevur çocuğu.      
necilik :"Neye yarıyor?" manasına gelir.      
neçcey :”Ne yapacaksın?” anlamına gelir.       
neçcük :"Ne yapacağız?" sorusunu karşılar.      
neçe :Nice, çok.      
nedecük :"Ne yapacağız?" manasında kullanılan çaresizlik sözü.   
Nefero :Çepni Köyü'nde yer adı.     
nefret :Kötü kişi.      
nekbet :Kötü.      
nemunelik :Numunelik.      
nennik :Eklendiği isme "birlikte" anlamı yükleyen ek.   
nesbine :Gevur.      
nevu :"Ne var, ne oldu?" manasına gelir.      
ney :"Ne diyorsun?" anlamına gelir.     
nezecük :Bkz. "nezük".      
nezetli :Lezzetli.       
nezük :Nazik.      
nık, nik :Eklendiği kelimeye "ile" manasını yükler.      
nışamba  :Naylondan yapılmış fındık çadırı.    
nışan etmek :Eşyanın kaybolmasını önlemek için işaret koymak.       
niçcey :Bkz. "neçcey".      
nifi :Kötü kız.      
nigah başişi :Nikah sonrasında geline verilen bahşiş.      
nuhus :Nüfus.       
nur gölü :Cennet.       
nusga :Muska.      
nüsübet :Be  
obuz :Bkz. “ofağ”.   
ocak :Fındık dallarının bahçedeki kümesi.      
ocak :Yeri belirsiz şehit mezarı.      
ocakbaşı :Köy evlerinde ateş yakılan, başında oturulan yer.    
ocaklık :Köy evlerinde yer ateşi yakılan bölüm.       
odun etmek :Ormandan odun hazırlamak.       
ofa :İneği durdurmak için söylenir.       
ofağ :Arazide bazen suyu akan bazen kuruyan oyuk, derecik.   
ofah :İneği durdurmak için söylenir.     
oğo :"Boş yer" manasında kullanılır.     
oğol :Yeni olmuş arılar.      
oğol atma :Arıların çoğalması.      
oğol otu :Bir tür ot.      
oğoo :”Kimse yok mu?” manasına gelen seslenme sözü.     
oğor :Göğüs.      
ohoh ohoh :Av esnasında domuzları koğuştururken söylenir.  
okarı :Yukarı.      
okga :Eskiden kullanılan ağırlık ölçü birimi.     
oklambur :Ihlamur.      
oksıcan :Oksijenli yara suyu.      
okunacaklık :Nazara gelme durumu.       
ole :Öyle.      
Olıcak :Bir yaylamız.       
oluk :Değirmene giden su kanalı.     
omuzlamalık :Kesilmiş küçük ağaç.       
on izin :Askerin dağıtıma geldiği süre.     
orag ayı :Temmuz ayı.       
Ordu fındığı :Ordu'dan fidanı getirilip yetiştirilen fındık.      
orman çocuğu                        :Kenar mahalle çocuğu.      
orman kedisi :Yaban kedisi.       
orsmak :Bıkmak, usanmak.      
ortancil :Ortanca.      
oslamıya :Boşu boşuna, hiç sebep yokken.     
osmak :Kıyaslamak.      
osrugluböcük                          :Böcek türü.       
oş :Köpeği kovmak için kullanılan söz.    
ot ayı :Temmuz ayı.      
ot çöp :Doğal çöp.      
ot dutması :Hayvanların ottan zehirlenmesi.      
ot vurmak :Fındık bahçesindeki yabancı otları kesmek, temizlemek.       
ot yonmak :Mısırların dibindeki yabani otları temizlemek.    
otgöçü :Yaylalara yapılan otçu göçü.      
otluk :Otların depolamak amacıyla  Kalın bir ağaca sarılması.      
otu çömen etmek                    :Otu depolamak amacıyla ağaca sarmak.     
otu seren etmek                       :Otu kurutmak için sermek.       
oturak :Kalça.      
oyanı :Öte taraf.      
oyankılar :Yakın komşuya verilen isim.     
oyisem :Oysa.      
oyiz :Dağın arka yüzü.      
oynaş etmek :Karşı cinsle dostluk kurmak.     
oyrak :Kuytu arazi.      
oyuk :Bkz. "oyrak".      
öbrügün :Yarından sonra.       
öbürsü :Öteki.       
öbürsügün :Yarından sonra.      
öd :Can.       
ödlek :Korkak.      
ödü boguna garışmak             :Aşırı korkmak.      
öğneki sene :Geçen sene.      
öğnünü beri alamamak           :Yetinememek.       
öğön :Yemek vakitleri.      
öğönnük :Değirmenden idarelik un almak.       
öğörmek :Kusmaya çalışmak.      
öğörsek :Damızlık zamanı gelmiş inek.       
öğörsemek :İneğin damızlık zamanını belli etmesi.       
öke vurmak :Hayvanı kazığa bağlamak.     
öklemek :Bkz. "öke vurmak".      
öldemi :"Öyle değil mi?" manasında kullanılır.    
öle :Öyle.      
ölecü :"Aynısından" anlamına gelir.     
ölek yeri :Vücudun darbeye dayanıksız, hassas olan bölgesi.      
ölin :Öğle.      
öliseme :Öyleyse.      
ölmez yavşu :Bir tür yabani ot.      
ömür dörpüsü                          :Çocuk.       
örkenmek :Alaycı bir şekilde taklidini yapmak.    
örme :Kazak.       
örs gibi :Dimdik, güçlü, ayakta.     
örtme :Çatı.      
örümcegevi :Örümcek ağı.       
örüzger :Rüzgar.       
öteberi :Eve alınan meyve-sebze.      
öteberi :Çamaşır, kıyafet.      
öteri :Öte tarafa doğru.      
ötürük :İshal.       
öveek :Çocuğun beşiğini sallarken çıkarılan ses.     
öy :Çalışırken takip edilen yön.       
öykenmek :Bkz. "örkenmek".      
öyler :Bkz. "öy".       
öylük :İneğe kuru yiyeceklerin verildiği, ahırda bulunan kanal.     
öylük :Önlük.      
öymek  :Sürmek, bulaştırmak.      
öyülmek :Bulaşmak.       
öyyanı :Aşağı taraf.      
özenmek :Yoğurt süzmesinden ekşi ayran elde etmek.     
özleğ :Tarla kenarlarına dikilmiş ince kazık.      
paçga :İdarelik ev.      
padar :Yeni biçilmiş tahta.      
pağaç :Kuru ve sert bir ekmek.       
pahal :Kendini üstün sayan, herkese değer vermeyen.     
paklama :Fındık ocağını ayıklama.      
paklanasıca :Ölesice.      
pala hızarı :Ağaçtan tahta elde etmede kullanılan büyük hızar.   
palan :Minder.      
palasga :Kullanılması zor, eksik yapı.      
palazfındık :Bir çeşit fındık.      
palçuk :Çamur.      
Palçuk :Bir yaylamız.      
paldır :Geniş yapraklı bir ot.     
paldırbacak :Dağ-bayır.       
paltan :Kaba, büyük.      
paltangıbra :Büyük kurbağa.       
paluç :Bir tür koyun.      
panavar :Fındık çuvalı.      
pancar :Karalahana.       
pancar çorbası                         :Karalahana çorbası.       
pançak :Yırtıcı hayvanların tırnakları.     
pançaklamak :Tırmalamak.      
Pangal Deresi                        :Taflancık Deresi.       
papara :Dayak.      
para kesmek :Para üretmek.      
parayınan dekmük oynamak  :Zengin olmak.       
parça :Fındık bahçesi.      
parıldik :Parlak.      
parti :Defa, kere.      
pasa :Devamlı, sürekli.      
pasaklı :Kirli, pis.      
pasbal :Temizliğine dikkat etmeyen.       
pasdaf :Yalan, palavra.      
pasgil :Büyük kantar.      
pasgil :Kirlenmiş çorap.      
passo :Bkz. "pasa".       
patadis :Patates.      
patadisgülü :Patates çiçeği.      
pataklama :Dövme.       
patıranma :Acı çekerek kıvranma.     
patirik :Sık sık hiddetlenen kimse.      
patlangoç :Ağacın içi delinerek yapılan çocuk oyuncağı.      
pavlike :Fabrika.      
payantur :Destek ağacı.      
paykıtmak :Korkutarak kaçırmak.       
paykmak :Korkup kaçmak.      
paysal :Lakap.       
paytak :Bkz. "maytuk".      
pazı :Şekerli lahana türü.      
peğe :Taş duvar.      
pelitdüdeği :Pelit ağacında biten çotanak.       
pelte :Kesilmesi gereken, kalın odun.      
pent :Değirmene su taşıyan geçit.     
perdahsız :Ağzı bozuk.      
perese :Engebeli ormanlık arazi.       
pertlek :Ortaya çıkmış, abartılı olan.      
pesdil :Dut ve cevizden elde edilen yiyecek.      
pesdili çıkmak                         :Çok yorulmak.       
peşdambal :Kadınlarımızın beline sardığı yöresel örtü.     
peşe düşme :Arkasından gitme.     
peşgir :Havlu.      
peşgü :Soba.      
peydah olma :Aniden ortaya çıkma.     
pezemeg :Pezevenk.      
pezük :Bkz. "pezük".      
pıçgıl :Yırtık kumaş.      
pılıç :Bez parçası.      
pıratik :Eline çabuk kimse.      
pırıd :Lakap.       
pırımpıçgıl :Her tarafı yırtılmış.       
pırmıt :Mantar.      
pırtuk :Her tarafı yıpranmış, yırtılmış.      
pısgırmak :Öksürmek.      
pısgırmak :Ağzında bir şey varken aniden gülmek.      
pıtırama :Damar çarpması.      
pıtlak :Patlamış mısır.      
pıtlak darısı :Patlayacak mısır.       
pıtlama :Vücutta çıkan sulu sivilce.      
pıtlatmak :Mısır patlatmak.       
picama :Gecelik.      
picyılan :Kızıl renkli bir yılan.      
pilaf :Pilav.      
pilasdik :Beyaz renkli lastik ayakkabı.      
pilasdik :Beyaz renkli lastik ayakkabı.      
pineklemek :Tünemek.      
pineklik :Tavuk kümesi.      
pirişli :Kuru pancar yemeği.      
pisik :Tüylü, sarı renkli bir tırtıl.       
pisiklik :Yapraklarının üstünde tüyler bulunan bir ağaç.      
pisilemek :Kediye çağırmak.       
pişman yimek                         :Pişman olmak.      
pişmancalık :Pişmanlık.      
poğol :Suda veya ateşte pişmiş mısır.      
polifosur :Profosör.      
pontul :Pantolon.      
porosdof :Prostat hastalığı.      
porsuk sürkü                           :Bir kaşınma hastalığı.      
porsuma :Elbisenin yününün tomurcuklanması, yıpranması.      
portlanma :Yünlü giysinin tomurcuklanması.     
posd :Deri.      
posdal :Yoldan çıkmış kadın.     
posdunu serene çıkarmak      :Çok dövmek.        
potan :Fındık çotanağı.       
potin :Kaba ayakkabı.      
pörnek :Kalabalık grup.      
pucuk :Aşırı sulanmış sebze veya meyve.    
pudurak :Budak.      
pufgurma :Sinirlenme, burnundan soluma.       
pufurama :Bkz."pufgurma".      
puğar :Pınar, kaynak suyu.      
pungurt :Uçurum.      
pur :Kalın ve yapışkan toprak.      
pusuk :Yağmurlu ve rüzgarlı hava.      
puşluk :Kalleşlik.      
putur :Şişik.       
pür :Yaylada bulunan çam ormanı.     
pürçek :Sebze çiçeği.      
pürçem :Perçem.      
püs :Çam ağaçlarında olan, saça benzeyen yeşil renkli bitki.       
püsgül :İpten yapılan püskül.      
püsgülpancak                         :Salkım salkım.      
püsgüt :Bisküvi.       
püsüm :Mısırın ucunda büyüyen, saça benzeyen püskül.       
püsürce :Mantara benzeyen bir bitki.     
rağat :Düz ve rahat yer.      
rübbe :Rütbe.       
sa :Sana.      
sabat etmek                            :Görevini hakkıyla yerine getirmek.       
sabı :Günahsız çocuk.      
sacıyak :Sacın altına koyulan metal ayak.       
saçak :Çatı çıkması.      
saçaklık :Bkz. "saçak".      
sadıllı :Sidikli.      
sadır :Sidik.       
sadir olunur :"Beklenir, mümkündür" manasında kullanılır.       
safralı su :İçi çöplü kaynak suyu.     
sağa :Bkz. "sa".      
sağalatmak :İpi yumağından ayırmak.     
sağalur :Süt veren inek.      
sağan :Derin tabak.      
sağanmak :Karamsar olmak, düşünceye dalmak.       
sağannık :Merdiven boşluğu.       
sağaplı :Cinli.      
sağlama :Yılanın toprağa kaçması.     
sağlatmak :İpi yumağından ayırmak.      
sağlım :Hayvanların sağılma zamanı.     
sağnuk :Keyifsiz, dertli.      
sair :İhtiyaç sahibi, toplayıcı.      
saka :Başkalarının menfaati için çalışan.    
sakad :Bkz. "kel".      
sakar :Saçında beyaz benek olan.       
sakarca :Beyaz çiçeği ve topraktan çıkarılan kökü yenilen bir bitki.     
sakat :Tehlikeli iş.      
sakırtlak :Deriye yapışan, keneye benzeyen bir asalak.     
sakızçamuru :Islandığında yapışkanlaşan beyaz toprak.      
sakin etme :Yağmurun      
sala vurma :Hastalanan birini sal ile hastaneye yetiştirme.    
salbasması :Tabut önünde giden çocuğun tutulduğu manevi hastalık.      
salduc Düğünü yöneten kişi.     
saldurma :Karanlıkta elle arama.      
salgun :Köye yapılan duyuru.      
salıg etme :Tarif etme, gösterme.     
Sali :Salı günü.      
salkım saçak :Salkım salkım.      
sam :Katı ve sert şey.      
sambul :Dal uçlarındaki yağmur damlaları.    
sambul saçak                         :Salkım salkım.      
samırama :Sayıklama.      
samırik :Aklına gelen herşeyi sayıp söylemek.     
sancışma :Hafif vücut  ağrısı.      
sap :Mısır ağacı.      
sapa :Yolun kenarı.      
sapanoku :Saban ağacı.      
saplama :İşe yaramaz, odun.      
saplıga gatma                          :Bkz.:"saplıklama".      
saplık :Keskin aletlere takılan sap.      
saplıklama :Aletin sapıyla birini dövme.     
sapsak :Her gördüğü yere sapan, her yere giden.      
sar :Hayvan etinde bulunan küçük ve zehirli yumurtacık.      
sarat :Sarımsı renkli at.      
saravu :Hayvanları zehirleyen bir tür yabani ot.      
sarf :Hafif deli.      
sargun :Barışık.      
sarı erük :Erik çeşidi.      
sarı tiken :Ormanda bulunan bir tür dikenb.     
sarı toprak :Sarı renkli toprak.      
sarıcı arı :Yabani ve saldırgan arı.     
sarıgız :İnek adı.      
sarıhıdır elması                       :Bir çeşit elma.      
sarıncalı :Bkz. "sarıcı arı".       
sarıpisik :İnek adı.       
sarısu :Bkz." icirat".      
sarkma :Yağmurun durması.      
sarkuk :Bulutlu fakat yağmursuz havaya denir.      
sarmak :Konuşulanları ezberlemek.     
sarmak :Anlaşmak, keyif almak.       
saru :Çan, kültabağı vb. yapımında kullanılan sarı renkli metal.     
sasuk :Tadı ekşimiş meyve.      
savacak :Değirmenin suyunu keserek değirmenin durmasını sağlayan tahta engel.       
savmak :Değirmenin suyunu kesmek, çarkı durdurmak.      
savurma makinesi                  :Fındığı tozlarından arındıran ahşap makine.       
Savuşdurmak                         :Hastalığı yenmek.      
say :Altı taş ve yama olan yer.     
sayım suyum yok                     :Aman dilemek için söylenir.      
sayiş günneri                           :Yılın yağmur beklenen belli günleri.    
saymamak: :Aldırmamak.      
sayvan Tarla bekleme kulübesi. 
sazak :Batak.      
sazaklık :Bataklık.      
sebap :Sevap.      
sebba :Küçük masa.      
sebetci :Taflancık Köyü halkının, Çepni Köyü halkına verdiği ad.    
seçinti :Aranarak seçilmiş olan.     
sef :Yanlış.      
sefgetme :Doktorun hastayı başka bir yere sevk etmesi.   
sefildik :Bilir bilmez konuşan, boş konuşan.       
sefine secde                            :Namazda yapılan sehiv secdesi.        
sefitmek :Şaşırmak, yanlışa düşmek.       
selbes :Müsait, serbest.      
selcük :Çok gezen.      
selinti :İri yağan yağmur.      
semer :Kişilerin,sırtına takarak taş taşıdıkları tahta araç.       
semete :Alamet, gölge.      
senelik :Ölene, bir yıl sonunda  yapılan mevlitli tören.    
senmek :Zayıflamak.      
senük :Zayıflamış.      
serek :Üzerine mahsülün serildiği örtü.      
serennik :Mahsül serilecek yer.      
serente :Yere serilmiş.      
serfuş :Sarhoş.      
sergelemek :Sermek.      
sergennik :Mahsülün kurutulmak üzere serilmiş hali.    
sergennik :Mahsül kurutulacak yer.      
serselenmek :Bir an için kendini kaybetmek.      
serselü :Akılsız, amaçsız, boş insan.     
set :Evlerde kanepe yerine kullanılan tahta oturak.     
setelsütel :Manevralı yürüyüş.      
setir petir etmek                      :Hastalığın etkisiyle konuşmada güçlük çekmek.        
sevdalık :Sevgili.       
sever atmak :Yolun yarısına kadar yükü taşıyıp geri dönmek.    
severbillik :Seferberlik zamanı.      
sevgülü :Sevimli.      
seyik :Kırık-çıkıkta  hayvanların ayağına takılan tahta alçı.     
seyitmek :Koşmak.      
sıbartlak :Kol.      
sıbıç :Meyve sapı.      
sıçıllamak :Zıplamak.       
sıfatsız :Yüzsüz.      
sıfın :Değirmen ayağı.      
sıfın gibi :Daracık kıyafet için söylenir.       
sıfınduruk :Çok dar kıyafet.      
sığışlık alamamak                   :Nefes alamamak.        
sığnuk :Sığıntı.       
sıhır :Büyü.      
sık :Küçük mısır fidanı.      
sık çekme :Tarlada mısır fidanlarını ayıklama işi.       
sıkınma :Vücuttaki sivilceleri temizleme işi.      
sıkınmak :Bedeni kasmak, zorlamak.     
sıkışdurmak :Bir meselede birinin çok üstüne gitmek.      
sıkışmak :Tuvaleti gelmek.      
sıkışuk :Ekonomik durumu çıkmazda olan.       
sıkıtma :Bkz. "sıkışdurmak.       
sıkıtmak :Zorlamak.      
sıksapı :Bkz. "sık".      
sınab elması :Bir tür büyük elma.      
sınır gardaşı :Tarlaları yan yana olan kişilerden her biri.     
sınır sürme :Başkasının arazisine tecavüz etme.    
sınır sürücü :Bkz. "sınırcı".      
sınırcı :Arazi sınırıyla oynayan kimse.     
sırgan :Isırgan otu.      
sırım :Katılaşmış hayvan dışkısı.      
sırıma :Bir şeyin kenarlarını kalın ip ile dikme.      
sırımavu :Hayvanları zehirleyen bir yabani ot.      
sırlamak :İçine gizlemek, sıvamak.     
sırnak :Hayvan tırnağı.      
sırsıvama :Yoğun.      
sırtı gidişmek :Canı dayak istemek.      
sıvak :Duvar aralığına sokuşturulmuş kumaş vb. parçalar.      
sıvartlamak :Kolları sıvamak.      
sıyırgı :Metal uçlu, tırnaklı tarım aleti.     
sıyırtmaç :Sırt yükü götürürken, ipin enseyi rahatsız eden yeri.    
sıypıncak :Yağmur düşmüş olan kaygan yer.     
sıypıtmak :Hafiften delirmek.      
sıypuk :Ne dediğini bilmeyen.       
sıytaric :İfadeli ve hafif gülme şekli.      
sıytarma :İmalı imalı gülme.      
sidil :Plastik kova.      
sile : Kırmızı taneleri yenilen bir yaban meyvesi.     
silgi :Temizlikte kullanılan yer sileceği.   
silke :Bkz."döke".      
silke :Meyvenin ağacı sallayarak dökülüp toplanması hali.      
simsim :Umulmadık yerde ortaya çıkan kimse.     
sin :Mezar.      
sini :Sora üstü.      
sinici :Gelin evine giysi götüren kimse.      
sirke :Bit.      
sis uçağı :Açık havada sisi görülen uçak.     
sisetme :Ses çıkarma.      
sitem zokum etmek                 :Sitemde bulunmak.     
sivil sivil :Yavaş yavaş.      
sivildik :Bir yerde durmayan, hareketli.       
sivilecek :Birdenbire, yavaşça.      
sivişmek :Saklanmak.      
sivri fındık :Fındık türü.       
sivson :Küçük fare.      
siydürmemek                          :Yediğini huzurla sindirememek.       
siyek :Sinek.      
siyeklemek :İneğin sineklerden rahatsız olması.      
siyil :Öfke.      
siyir :Deride oluşun tomurcuklar.      
siymec :Saklambaç.      
siymek :Saklanmak.      
sodariç :Devamlı suratı asık olan.      
sodarma :Suratını asma.      
soğcan :Solucan.       
soğlama :Fındık toplandıktan sonra bahçede yapılan yoklama işi.    
soğokluk :Yoğurt yahut hoşaf.       
soğolma :İneğin sütten kesilmesi.     
soğomsuz :Yemeğin soğumasını beklemeyen, sabırsız.      
soğundan görme                     :Görgüsünü henüz kazanamadan zengin olan.       
soğunku :En sonraki.      
Soğusoğunda                         :En sonunda.       
sokağan :İnsana saldırdığı bilinen bir yılan türü.       
solak :Sol elini daha iyi kullanan.     
solarmış :İyice solmuş.      
solmuk :Nefes.      
sopa :Soba.      
soyka :Sahipsiz.      
sökütme :Üstünden çıkarma, doğurma.      
sölememek :Dargın olmak.      
sönnük :Işığı yetersiz.      
söykenme :Sürtünme.      
söykenmek :Yaslanmak.      
söykünme :Sürtünme.       
su dökünme :Çiş yapmak.       
su yılanı :Suda yaşayan kıl inceliğinde bir yılan.       
suyuna getmek                       :Bir kimsenin huyuna göre davranmak.      
su zamanı :Yaprakların yeşermeye başladığı zaman.      
sucug :Su oyuncağı.      
sugapuğu :Sulanmış meyve yahut sebze.      
sulu ağaz :Ağzı salyalı olan.      
suluk :Kişinin devamlı gerçekleştirdiği gezme eylemi.      
sulukcu :Çok gezen.      
sulusepgen :Karla karışık yağmur.     
sunma :Yenecek bir şeyi hayvanın koklaması.    
surkmak :Canı sıkılmak, oturduğu yerde düşünüp durmak.   
surkuk :Yüz ifadesi kötü, moralsiz.      
susazlık :Susama hali.      
suvan :Soğan.      
sübiyan mekdebi                    :Eskiden köyde dini eğitim veren mahalle mektebi.    
sübürke :Süpürge.      
sübürmek :Yemeğin dibini toplamak.     
süd evleği :Bir mantar çeşidi.      
süğsük :Süsüne düşkün.      
sülük :Salyangoz.      
sümsük :Başkalarının yanında zaman harcayan.      
sümsüklenme                         :Farklı yerlerde boşa zaman geçirme.        
sümüş :Bir karışın yarısı.      
sürgün :Dal uçlarından çıkan filiz.       
sürk :Kaşıntı hastalığı.      
sürmeli :Ten rengi siyah olan.      
sürtüşmek :Kavga halinde olamk.      
sürütme :Yolsuz kadın.      
süs gabağa :Güzel görünümlü, yenilemeyen, küçük süs kabağı.    
süseğen öküz                         :Saldırgan öküz.      
süslü gonuşma                        :Sosyetik konuşma.       
süsmek :İneğin saldırısı.      
sütlaş :Sütlü pirinç yemeği.      
sütlü ot :Sütliyen otu.      
sütsüz :Sütübozuk.      
süzek :Süzgeç.      
süzme :Çökelek malzemesi olan süzülmüş ayran.    
süzme daşı :Süzülmüş ayranı çökelek yaparken üzerine koyulan taş.     
süzme gatığı :Ekşi ayran.      
süzme torbası                         :İçinde çökelek kurutulan bez torba.       
şahız :Şans.      
şahmeran :Bir tür yılan.      
şahmeri :Bkz."şahmeran".      
şalak :Tohumluk hıyar.       
şamallamak :Dövmek.      
şamar :Tokat.      
Şangetdürmek                         :Tokat atmak.       
şapal :Çok sakar olan kimse.     
şapalak :Patavatsız.       
şapıradak :Birdenbire kayma, düşme.      
şapşak :Pişmeke olan yalı karştırmaya yarayan alet.      
şarteli atmak :Siniri tepesine çıkmak.      
şatırazem :Dediği dedik olan kimse.       
şavadak :Birdenbire uçma sesi.       
şavak :Sabah vakti.      
şavaklamak :Uyumadan sabah etmek.     
şavaklamak :Anlatılanı sonradan anlamak, uyanmak.      
şavıl :İpli terazi.      
şeb :Şap.      
şeher :Şehir.      
şelbetli :Başına bela gelmeyen, mübarek kimse.     
şelek :Küçük sepet.      
şennik :Ev işlerini yürütme işi.      
şennikci :Evde yemek işlerini yürüten kişi.     
şepek :Gözün yağı.      
şer atma :Suçu birinin üzerine yıkma.      
şerci :Haksız yere suçlayan, sorumlu tutan.       
şeribela :Devamlı bela çıkaran.       
şeytan dırnağı                        :Tırnağın yanındaki deri uçuklaması.     
şıpırik :Gözlerinden rahatsız olan.      
şırahne :Pekmez yapmada kullanılan alet.     
şırandoz :Gevur.      
şikar                                        :İş, marifet.       
şikat :Suç duyurusu.      
şil :Bkz. "şepek".      
şilte :Yorgan kaplamaya yarayan bez.     
şinden geri :Bundan sonra.      
şindi :Şimdi.      
şindicek :Bkz"şindi".      
şirkef :İğrenç.       
şişek :Kuzu doğurma yaşına gelmemiş koyun.      
ta :"Daha" manasına gelir.      
ta da :Bir daha.      
tabak :Hayvan hastalığı.      
tabaka :Metalden yapılmış tütün kesesi.      
taca :Henüz.       
taflan :Karayemiş.      
Taflancuk :Çepni Köyü'ne komşu bir köy.       
tağrının günü :Her gün.      
taka :Küçük kamyonet.      
takaç :Gagası uzun, başı sivri hayvan.       
takavut :Kötülük düşünen, kalleş.      
takıç başlı :Kel başlı.      
takıldak :Araziye kurulan, domuz kaçırma tuzağı.       
takırtı :Ayak sesi.      
takviye :Su deposundan artan suya denir.     
talaş :Mısır kabuğu.       
talaş :Fındık çotanağının kabuklarına verilen ad.      
talla :Tarla.      
taluç :Koyun çeşidi.       
tam :Ahır.       
tanış :Tanıdık kimse.      
tanzikli :Akarken hava yapan ve beyazlaşan su.      
tapmak :Kaparak sahip olmak.     
taptakız :Saçsız kafa için söylenir.      
tarıltı :Araba sesi.      
tasal :İş yapmayı sevmeyen kimse.       
tasduruc :Paslı, simsiyah.      
tasma :Tarla kenarlarına çekilen ağaç kabuğu.       
tastakıc :Gereğinden fazla kurumuş olan şey.      
tayın :Bir öğünde bir kişiye düşen yemek.    
tayıratma :Poşet çanta vb. şeylerden ses çıkarma.     
tayla :Tarla.      
tazir :Azarlama.      
tek mi çif mi :Fındıkla sorulan bilmece.     
tek tük :Nadiren.      
tekce :Sadece.      
tekcecük :Bir tane.      
tekcem :Sadece.      
tekeltosmak :Tepesinin üstüne düşmek.     
tekillek :Teker.       
tekleme :Domuz.      
tekleme :Çotanaktan ayrılmış, tek kalmış fındık.     
tekleşdürme :Biri birinden ayrı çorap veya ayakkabı.       
tekne :Çamaşır leğeni.       
tel atmak :Elektrik teline kısa devre yaptırmak.       
tel atmak :Teleferik kurmak.       
tel duzak :Metalden yapılan fare tuzağı.     
tel etmek :Telefon etmek.       
telek :Mısır ağacının kurumuş kanatlarına verilen ad.       
telesimek :Yorgunluktan halsizleşmek.     
telis :Bkz. "tente".      
teltük :Eksik, tamamlanmamış.      
tem :Nem.      
temli :Hafif ıslak, nemli.      
tene :Mısır tanesi.      
tene fasile :Ayıklanmış, tanelerine ayrılmış fasulye.      
teneke hasdalığı                     :Laftan anlamama hali.     
tente :Kurutma esnasında üzerine fındık serilen örtü.     
tentene :Çul.      
terek :Mutfak rafı, tezgah.      
terkeş :Bir gözü şaşı olan.       
terpeşük :Karışık iş.      
termaşyayı gibi germek          :Uzatmak.         
termus :Sıcak içecekleri koruma eşyası.    
terpitmek :Hayvanı korkutarak kaçırmak.     
terpmek :Hayvanın korkarak kaçması.     
tersine okutmak                       :Okumayı iyi bilmek, ilim erbabı olmak.        
ters ters bakmak                      :Sinirli sinirli bakmak.       
terşi :İp bükme aleti.      
tesbermek :Solmak.      
tescek :Çabuk darılan, alıngan.     
teslim olmak :Ölmek.      
teveğene su yörümek             :Ergenliğe girmek. .     
tevek :Kabak, fasulye vb. sürüngen bitkilerin gövdesi.     
tevekgel :Alçakgönüllü.      
tevleke :Tehlikeli olan şey.      
tevzat :Tesisat.      
tey :Akran, yaşıt.       
teyin :Sincap.      
teymek :Elindekini sektirerek fırlatmak.       
teze gelin :Yeni gelin.      
tezeli :Bezelye.      
tıfan :Felaket.      
tıfdır :Tırtıl.      
tıfıl :Küçük çocuk.       
tıfılcuk :İnce ve tombul şey.      
tığburun :Burnu uzun kimse.       
tıkalak :Küçük ve oval şey.      
tıkıç fasile :Bir tür fasulye.      
tıkıl :Haşlanmış kuru fasulye tanesi.       
tıkız :Gerdirilmiş, sıfırlanmış.       
tıkızlamak :Gerdirmek, sıfırlamak.       
tıkmuk almak :Topu ayakla saydırmak.      
tıldır :Sakin, acayip insan.      
tılımsuk :Şişmiş.      
tıllatmak :Kafayı oynatmak.      
tın tın :Müzikli eğlence yeri.      
tınas :Laf dokundurarak şaka süsü verme.     
tıngırtı :Metal eşya sesi.      
tıntın :Çabuk kırılan, hassas kimse.     
tıpagöz :İri gözlü.      
tıpak :Tıpa.      
tırfan :Odun- ot kesmede kullanılabilen bir keskin alet.       
tırıs :Boş.      
tırizma :Bahçedeki yabancı otların temizlenmesi.      
tırmıt :Mantar.      
tiken :Diken.      
tiken gibi :Asabi.      
tikennik :Bkz. "çort".       
tikenucu :Diken ucunun yenilen kısmı.       
tilpi :Kirpi.      
timbildemek :Uyurken hareket etmek.       
timbildik :Çok hareketli, aktif kimse.     
Tiribo :Çepni Köyü ahalisinin Tirebolu'ya verdiği ad.       
tiril :Temizliğine titiz olan kise.       
tivrun :Dürbün.       
tiyatura :Tiyatro.      
tiyreki :Tiryaki.      
todur :Asık suratlı.       
toğom çentiği                          :Ekin zamanı içine tohum koyulan dokuma çanta.      
toğomluk :Tohumluk için ayrılmış mısır.     
toka :Fındık toplama sepeti.     
tokalak :Oval şekilli ve iri şey.     
tokalaklı :Unlu hayvan yalı.       
toklu :Koçtan küçük, erkek koyun.       
tokul :Eti budu yerinmde olan kimseye denir.       
toldurtu :Bkz. "tarıltı".      
toliz :Karışık saç için söylenir.     
toma :Sürekli altına kaçıran.     
tomar :Para destesi.      
tombalak :Şiman, kaba.      
tombiliç :Tombul.      
tombul fındık :Fındık türü.      
tonar :Çalı türü bir orman bitkisi.     
top olmak :Kötürüm olmak.      
top pancarı :Beyaz lahana.      
topac :Sakat.      
topak gırmak :Sürülen tarlanın toprağını kazmayla inceltmek.      
topliyici :Yiyecek, giyecek vb. şeyler toplayan kimse.      
topuk :Yayla otu.       
topur :Kestane çotanağı.      
topuz :Göbek kaymasında göbek içine yerleştirilen bez.     
torbalanmak :Küsüp surat asmak.      
tosaruk :Suratı asık.      
tosba :Asık suratlı.       
tosbalanma :Suratını asma.      
tosmak :Küçük öküz, tosun.      
tostop olmak :Kötürüm olmak.      
tostop olmak :Çok korkmak, toparlanmak.      
tozak gar :Kaygan ve ince kar.      
tozluk :Kız giysisi.      
töğöst :Katırı durdurmak için söylenir.      
tömelmek :Bkz. "tömmek".      
tömmek :Yere çökmek.      
töngel :Bir çeşit muşmula.      
tulkuç :Kırışık.      
tulluk :Ucuz yollla yapılmış, çadıra benzeyen ev.     
tulukma :Derideki şişme.      
tulukuk :Deride oluşmuş şişik.      
tuman :Don.      
turşuluk :Turşu saklama deposu.       
tükan :Bakkal.      
tülek :Kuş türü hayvanların tüyü.      
tüleme :Üreme.       
tüllü :Çeşitli sebzelerden elde edilen yemek.    
tülperme :Soğuktan titreme.      
tümsek :Doğadaki belirgin engebe.     
tüneme :Tavuğun yüksekçe bir yere çıkması.       
türkü yakma :Birinin adına türkü söyleme.     
türüdü :Köyümüzde kullanılan, "hastalıklı insan" anlamına gelen kelime.       
tüsmek :Bkz."tümsek".      
tütün :Duman       
tütün :Sigara.      
ucgurusu :Dalın kurumuş uçları.      
uçpili :El fenerine takılan küçük ampül.     
ufalama :Mahsülü ayıklama.      
ufalanmak :Sızlanmak, vücudunu oğuşturmak.     
uluk :Ayı.      
un çalmak :Çorbaya un katmak.      
un ufak :Dağılmış, incelmiş şey.       
uncacuk :Acınan kişi için söylenir.       
uncuvaz :Bkz. "uncacuk".      
undan sonuma                        :Ondan sonra.      
unnu pancar :Karalahana yemeği.      
ura :Bkz. "urab".      
ura :Kızma ünlemi.       
urab :"Ulan" manasında söylenen kızma ünlemi.      
urah :Bkz."urab".      
uralı olmamak                         :Söyleneni dikkate almamak.      
urası :Ora.      
urdan ağrı :Bkz. "urdan doğru".      
urdan doğru :"Oradan geçerek" manasına gelir.      
urdan doruluk                          :Bkz. "urdan doğru".       
urtanma :Utanma.      
uruf :Ruh.      
urufsuz :Ruhsuz, günahkar.      
urum :Rum.      
urya :Oraya.       
usluca gine :"Biraz daha büyük, yaşlı" manasına gelir.      
uşak :Erkekler.      
uvakıt :"O halde, öyleyse" manasına gelir.     
uvatlama :Uydurmak, düzeltmek.       
uyhem :Şaşma ünlemi.       
uyku böcüğü                           :Devamlı uyuyan kimse.       
uyku semetesine                     :Farkında olmadan.        
uyku serfuşu                            :Uyku ihtiyacını giderememiş kimse.        
uykutulumu :Bkz."uyku böcüğü".      
uylama :Sataşma.       
uymak :Sataşmak, takılmak, boy ölçüşmek.    
uyuzluk :Benekli, çalı şeklinde ormanda yetişen bir bitki.     
uzamannari :Bkz. "uvakıt".      
uzamannık :Bkz. "uvakıt".      
uzun uyku :Ölüm.      
uzunoruç :Uzun günde tutulan, iftarı geç olan oruç.    
übrük :İbrik.      
üçleme :Üç fındıklı çotanak.      
üğrümek :Beşiği sallamak.      
üğrünmek :Sallana sallana yürümek.     
üğüm :Fındık ocağı.      
üm :Bkz. "üğüm".      
ümüd etmek :Ummak, beklemek.       
ümütde :Doğması yaklaşan bebek için söylenir.    
ümütlü :Kadının hamile olduğu dönem için söylenir.       
ürküntü :Heyelan.      
ürkütmek :Korkutup kaçırmak.      
ürme :Boş konuşan kişiye verilen cevap.     
ürmek :Köpek gibi havlamak.      
ürüğmek :Aşırı kalabalık.      
ürya :Ürya.      
üsdüne atmak                         :İftira etmek, suçlamak.     
üsdüne başına getmek           :Altına kaçırmak.      
üsdüne çığrışmak                   :Kaza yahut ölüm anında birinin üzerine feryat etme.        
üsdüyanı :Yukarı taraf.      
üşmek :Oymak.      
üteleme :Saçı ateşte kuruturken bilmeden yakma işi.     
ütü yemek :Sitem işitmek.      
ütübet :Nem, rutubet.       
üveç :Koç olacak erkek koyun.     
üvez :Küçük sinek.      
üvi :Üvey olan.      
üzülmek :Hastalıktan tam kurtulmadan tekrar rahatsızlamak.      
vabis gibi :Aşırı şişman kadınlar için söylenir.       
vacırik :Sulanmış, çamurlaşmış şey.     
vacur vucur gonuşma      :Yabancı dille konuşma       
vaguf :Milletin ortak malı.      
vahdı olmamak                       :Mecali Kalmamak.      
vakırama :Hep bir ağızdan konuşma.      
valloz :Balyoz.      
vang etmek :Ses aşırılığından kulağını sağır etme durumu.   
vanle demürü                         :Toprak işlerinde kullanılan demir kazık.     
varağana varmak                    :Dediğini yapmak, ağırlamak.      
varayuva :"Kolay kolay" manasında kullanılır.    
vargel :Teleferik.      
vaybaş :Yaramaz, serseri.      
vayvasıl :Kargaşa.      
vazırak :Sesli oyuncak.       
vazırama :Boş konuşma.      
velfecir okumak                       :Gözleri şeytanca bakmak.     
veren :Viran,harabe.      
verese :Ödenek.      
ververe :Ortalığa yayılmış yalan haber.       
vetirik :Sesi çirkin ama çok konuşan için söylenir.      
vıcırtmak :Bkz."vöcürnük".       
vıcırtnak :Bkz. "vöcürnük".      
vira :Devamlı, durmadan.      
vöcürnük :Ezilmiş, suyu çıkmış şey.     
yağa bağla yüreğem                :"Oh olsun" anlamında kullanılan söz.       
ya çekme :Bir kimseye övgüde bulunmak.       
yaburgu :Çekingen, ürkek.      
yadannık :İçinde yağ saklanan kap.     
yadiker :Yadigar, hatıra.      
yağalaş :Mısır unundan yapılan muhallebi.      
yağalı fındık :Fındık türü.      
yağalık :Yağ kabı.      
yağlama dutmak             :Grup halindeyken,birşeyin yapılmaması için koyulan sözlü şart.    
yah etdürmek                          :Destekli vurmak.      
yaka inesi :Çengelli iğne.      
yakınnılık etmek                      :Hizmet etmek, sıcak davranmak.      
yal küfesi :İneğe yal vermede kullanılan büyük kova.      
yalak :Patates ekilecek kuyu.     
yalamaç :Sulu yemek lekesi.      
yalapşap :Çabucak, vakit kaybetmeden.       
yalavu :Alev.      
yalavuz :Yalnız.      
Yaldere :Yağlıdere.      
yaldıklanma :Cilve yapma.      
yalıyulu :Sıradan veya kusurlu olan.     
yalkuc :Bkz. "yalkuk".      
yalkuk :Kabağın içindeki yenmeyen, beyaz kısım.      
yallık :Hayvanlara verilecek olan yeşillik.     
yalman :Bkz. "küpü".       
yalp yalp etme                         :Sarkmış bir biçimde hareket etme.        
yalpağ :Bkz. "küpü".      
yamaklı :Yama yapılmış giysi.      
yambul yumbul etmek              :Sağa sola zikzak çizmek.      
yamiç :Eğri büğrü.      
yamsuk :Yamuk.      
yan gazuğu :Kazıkların devrilmemesi için yanlarına sabitlenen küçük kazık.    
yan kakmuğu                          :Yanındakine dirsekle vurma eylemi.       
yanbayan :Yan yana.      
yangabiz :Kalleş.      
yangu :Vücutta görülen ateş hali.     
yanguncu :Yangın suçlusu olan kimse.     
yanıgara :Yatalak eden hastalık.      
yantiri :Çapraz.       
yanuk :Güneşten yanmış olan fındık.     
yanuk parası :Fındığın güneşten yanması halinde devletin verdiği çiftçiye destek parası.   
yapa :Yataklık yün.      
yapış :Tüküren kişiye cevaben söylenir.       
yapmaçay :Köylümüzün bahçede yetiştirerek içtiği katkısız, saf çay.     
yapo :Yatakta kullanılan yün.     
yaprağa getme                     :Hayvanların yeşillik için ormana götürülmesi durumu.      
yapuk :”Yapılı,yapılmış” manasını karşılar.       
yar :Toprak kayması sonucu oluşan uçurum.     
yarı yeri :Gelirinin yarısına üzerinde çalışılan arazi. 
yarıbeli :Arazinin yarısı.      
yarıcı :Ürünün yarısını arazi sahibine verip, yarısını kendi alan kişi.    
yarım olmak :Sakat kalmak.      
yarım olmak :İmecenin işi bitiremeden, gün bitmeden  paydos etmesi.     
yarıntasi :Ertesi gün.      
yarişli :Faydalı.      
yarlı ağaz :Ağzından salya akan kimse.     
yarlık :Yemek yedirirken çocuğun yakasına takılan bez.   
yarma :Kalın öğütülmüş mısır.      
yarma :Kalın odun.      
yarma çorbası                         :Bir tür mısır çorbası.       
yarmaça :Bkz."yarma".      
yaşar :Yeni büyümüş öküz.      
yaşgam :Yaş kalmış şey.       
yaşmak :Beyaz, boncuklu baş örtüsü.     
yat vakdı :Uyku vakti.      
yatak yeri :Odada bulunan, yatakları yığmak için yapılmış set.     
Yatakyeri :Çepni Köyü'nde yer adı.      
yatsılık :Yatarken yenilen yemek.     
yatuk :İşe yaramaz, işi bitmiş şey.      
yatuvan :Yatalak hasta.      
yavan  :Tuzu yahut şekeri eksik olan yiyecek.      
yavan  :Mütevazi kimse.      
yavru :Kedi yavrusuna verilen ad.      
yavşu :Bir tür çiçekli yaban otu.     
yaykantı :Ayran kalıntısından elde edilen su.     
yaykın :Kızılağaç.      
yaylım :Otlak.      
yaymak :Hayvan otlatmak.      
yazu cızı etmek                       :Büyü yapmak.      
yazu işi :Sihir.      
yedürmek :Rüşvet vermek.      
yegyafu :"Yok yahu" anlamına gelen itiraz kelimesi.     
yel                                          : Ağrıyı gidermek için bileğe bağlanan dualı ip.     
yel önü :Fındık ayıklama makinesinin ayırdığı iri fındıklar.      
yelbeyin :Başkalarının dolmuşuna gelme zaafı olan kimse.       
yelek :Defter yaprağı.      
yelek :Mısır bitkisinin kanatları.     
yelese :Yarasa.       
yelleşdürme :Destekli vurma.      
yelleşme :Mekan tutma.      
yelli yılan :Sık sık aynı yerde görülen yılan.    
yellisi :Eskiden beri mevcut olan, yerli.     
yemlik :Hayvanlara yem verilen torba.     
yemin gassem                         :Vurgulanarak edilen yemin.       
yenük :Yarısı hayvanat tarafından yenilmiş mahsül.     
yepeleg otu :Bir çeşit yabani ot.       
yer ataşı :Mutfakta bulunan "ocaklık" adlı bölmede sobasız ateş.      
yer fasilesi :Fasulye yere düşüp çimlenmesiyle yetişen fasulye.      
yer fındığı :Fındığın yere düşerek çimlenmesiyle verdiği küçük fidan.    
yere geçme :Rüzgar sonrasında fındığın dalından dökülmesi.     
yerişgün :Yetişkin, genç.      
yerişmek :Ulaşmak, yakalamak.     
yerişmek :Büyümek.      
yerük :Aş erme.      
yerüklü :Aş eren kadın.      
yeryepelek :Çabucak, acilen.      
yesir :Esir.      
yeygü :Hayvana verilecek olan kurutulmuş ot.    
yeyi :Yeni.      
yeyi dikin :Yeni dikilmiş fındık bahçesi.     
yeyi fındık :Bu sene toplanmış olan fındık.      
yeyi gelin :Taze gelin.       
yeyibazar :Pazartesi günü.      
yeyide :Gelecek yıl.      
yeykanmak :Banyo yapmak.       
yeylik :Ağır olmayan, hafif.      
yeymiyeci :Gündelikçi.       
yezid :Din düşmanı.      
yıfırik :Ağzını oynatma takıntısı olan kimse.     
yıfırtı :Bir şey geveleyen kimsenin ağzından gelen ses.      
yığınak :Depo.      
yığıntı :Çöp birikintisi.      
yığma :Arazi üzerindeki çöplerden oluşan yığın.      
yıkılmak :Musabakada yenilmek.      
yıkım :Yaramaz çocuk.      
yıkışma :Güreş.      
yılan cıbacası                          :Bir tür eğrelti otu.      
yılan yasduğu                          :Yılan yavrusu.      
yılar :Yular.       
yıldır yıldır etme                      :Parlama.       
yılgunnuk :Yabani otların bulunduğu gür olmayan ormanlık alan.    
Yılgunnuk :Çepni Köyü'nde yer adı.     
yılkı :Sür'atli giden hayvan, at.      
yıltariş :İğneleyici bir gülüşü olan kimse.       
yıltarmak :İmalı imalı gülmek.      
yımyım etmek                         :Ağzını oynatmak.      
yımırta yemiye getmek           :Bkz.”gerilik”.        
yımışmak :Oturup kalmak.      
yımışuk :İyice buruşmuş şey.      
yıpıltı :Aniden belirip kaybolan görüntü.     
yıpıratma :Sürekli gözlerini açıp kapama.     
yirenç :İğrenç.      
yirenmek :İğrenmek.      
yirmilik :Yirmi günde bir bebek için hazırlanan muska.     
yitme :Yemeğin kaynaması sonucu içindeki malzemenin kaybolması. 
yitük :Kocaya kaçmış kız.      
yitükcü :Kocaya kaçan kızdan haber getiren aracı.      
yivdic :Sivri.      
yivdin :Odunu yakılmayan bir yaban ağacı.     
yogura :"Yok yahu" anlamına gelir.       
yoğsul :Yosun.      
yok :Leke.      
yoksuz :Ekonomik durumu kötü olan kimse.    
yokyosama :"Yoksa" manasına gelir.      
yolma :Fındığı dalından toplama işi.     
yoluşmak :Güreşmek.       
yonan :Yunan.      
yonga :Yontulmuş ağacın parçacıkları.     
yorgan sırımak                        :Yünden yorgan yapmak.        
yorgun argun                          :Halsiz, bitkin.        
yosurga :Yosun gibi, düzensiz saç.     
yöndem :Kendisinden istenen şeyi itiraz etmeden kabul eden kişi.     
yöre :Değirmen taşının çevresi.     
yöre unu :Değirmen taşının kısırığında kalmış un artığı.      
yörek :Çocuğu beşiğe belerken kullanılan bağcıklar.       
yörek bağsı :Bkz. "yörek".      
yudak :Gırtlak.      
yuğlamak :Yuvarlamak.      
yuğlamak :Yuh çekmek, kınamak.     
yuka :Börek.      
yuka :Gevşek.      
yunacak :Kirli, yıkanması gereken şey.     
yunup yeykanmak                   :Temizlenmek.      
yuyici :Cenazeyi yıkayan kişi.      
yüğlemek :Ağacın ucunu yontarak sivriltmek.       
yüğrük :Bir işi yapmaya müsait, arzulu.      
yük yeri :Eski evlerde malzeme koymak için yapılmış set.     
yüklü :Hamile.       
yüksük :Hareketli hayvan.       
yüreği acımak                        :Acıkmak.       
yüreği geçmek                        :Acıkmak.       
yüreğene dammmak               :Hissetmek.      
yürek dönmesi                        :Mide bulanması.      
yüz nımara :Tuvalet.      
yüzüne gelmek                       : Sözüne karşılık vermek.     
zabaçcak :Yarın.       
zabağa galmak                       :Sahura uyanamamak.       
zabahdan :Sabahleyin.      
zağar :Sıradan bir köpek.      
zağar enüg ağazlı                    :Çirkin ağızlı olan.      
zağra :Mahsül.      
zakır zakır titiremek                 :Haddinden fazla titremek.        
zangırtı :Çeşitli seslerden müteşekkil gürültü.    
zaranak :Birden gelen yağmur.       
zarlama :Çocuğun bağırarak ağlaması.     
zatı :Zaten.      
zavalsız :Zararsız, kendi halinde.      
zayet :Ziyan.      
zebil :Aşırı halde, çok fazla, gibi anlamlara gelir.       
zef gibi :Rengi siyahlaşmış, tadı çok kötü olmuş içecek.    
zehilli :Misket oyununda en çok puanı alarak derece yapan oyuncu.    
zeklenmek :Bkz. "örkenmek".      
zele :Akşam vakti.      
zelfi :Selvi.       
zelfi çayı :Su tadı olan açık çay.     
zelt :Akşam.       
zembelek :Kol, çark.      
zembelek kesme                     :Saatin zil çalmaması.     
zembil :Keçi yününden yapılan sırt çantası.    
zemeri :Ocak ayı.      
zengert :Ahır kapısında kullanılan kilit.      
zeyin :Zihin.       
zıbarmak :Ölmek.      
zıbga :Şapka.       
zıbıç :Bkz. "sıbıç".      
zıkım :Cehennem bitkisi.      
zıkımın kökü :Bkz. "zıkım".      
zıkımlanmak :Yemek.      
zıllamak :Ağlamak.      
zıllatmak :Ağlatmak.       
zıpcuk :Kızılağaç fidanının kabuğundan yapılan düdük.       
zırat :Sunni yolla elde edilmiş olan ürün.       
zırıltı :Ağlama.      
zırnuk gadar :Zerre kadar.      
zırzıbuk :Çıplak.      
zıszıvlan :Yalın halde, sade kalmış olan, rahatsızlık veren.       
zıt olmak :Sevmemek.       
zıvanadan çıkmak                   :Sinirden deliye dönmek.       
zıvlan :Yalın, kuru.      
zifdin peki :Bkz. "zıkım".      
zifir :Karanlık.       
zindan çökmesi                        :Gün ortasında bulutların semayı kapatması.       
zivirsiz :Gece uyuyamayan.       
ziyan :Başkasının tarlasına hayvanının geçmesiyle, kişinin ödediği diyet.   
zollanmak :Gözleri yaşarmak, duygulanmak.      
zollu :Mükemmel.      
zop :Dayak.      
zopa :Bkz. "zop".      
zopalık :Dayak yemesi gerektiği düşünülen kimse.       
zopuya gatmak                        :Bir güzel dövmek.      
zoti :Saklambaç oyunu.      
zöbük :Bkz. "zebil".      
zöldür :Yürüyüşü, davranışı acayip olan kise.    
zula etmek                              :Depolamak.       
zumbuk :Tokat..    

Bu haber 2867 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

GÜNCEL

Sinop İstanbuİ'da...

Sinop İstanbuİ'da... Feshane'de 'Sinop Tanıtım Günleri' düzenlendi.

1. Dünya Savaşı Sergisi

1. Dünya Savaşı Sergisi 1. Dünya Savaşı Sergisi
bülentle sanata dair12 Aralık 2014

HAVA DURUMU

GİRESUN

SİTE ÖNERİLERİ

___www.sanatadair.com___


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi