Sanatla Yaşam
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ZİYARETÇİ SAYACI

RESİM SANATININ İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

RESİM SANATININ İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Tarih 17 Nisan 2012, 15:26 Editör admin

Atölye çalışmalarında, bilhassa kişilerin sorun ve rahatsızlıklarından uzaklaştıkları kendilerini ruhsal bedensel bakımdan oldukça dinamik hissettiklerini dile getirmektedirler.

RESİM SANATININ İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
ŞAİR / RESSAM / YAZAR DİLEK SOYSAL    

 

      Resim Sanatının tarihçesine bakacak olursak, ilk çağlar öncesinde mağara adamlarına dayanan, ilkel araçlarla duvarlara sembolik şekillerle işlenmesiyle başlar.
         Yüzyıllarca birçok akıma öncülük ederek, insanoğlunun vazgeçilmezi olarak günümüze kadar sayısız yöntem ve tarzda, yine insanoğlunun hayatını güzelleştirmeye devam etmektedir.
          Günümüzde hemen hemen her alanda, Sanat ve Sanatın yansımalarını görmek mümkündür. Güzel bir tablonun insanda oluşturduğu etki hiçte yadsınacak cinsten değildir. Bilhassa “ruh sağlığı ve dinginlik” boyutunda boyadaki renklerin kullanılmasıyla bile, tahlil yapmada bize en yardımcı unsurdur.
         Araştırma ve istatistikler kişilerin sıradan bir hayat tarzıyla, resimle beslenen sanatsal bir yaşam tarzı arasındaki yani resim sanatıyla uğraşmaya başlanmasıyla, arada kalan zaman diliminin “zaman tünelinde yolculuğa” benzetmektedirler. Çünkü bu sanat dalında faaliyet gösteren kişi ve kişilerin,(kadın-erkek) “ruhsal yapılarında, aile içi sabır ve dayanışmada, en önemlisi ise, bazı hastalıkları yenmede (kanser vs.) birçok önemli olumlu yönleri ve örnekleri mevcuttur.
             Atölye çalışmalarında, bilhassa kişilerin “sorun ve rahatsızlıklarından uzaklaştıkları” kendilerini ruhsal bedensel bakımdan oldukça dinamik hissettiklerini dile getirmektedirler.
             Çocuklar üzerinde ise, “çocuğun psikolojik yapısını öğrenmek ve ölçmek, içe kapanıklılığını normal bir seviyeye getirmek ve hareket mekanizmasını standart seviye ye çekmek” için gayet önemlidir. Bu tarz durum ve rahatsızlıklar ve aile içi rahatsızlıkları,  çocuklar büyüklere oranla daha çabuk dışa aktarım yani “tuval ve kâğıda” yansıtmaları daha kolaydır. Bu durum  “yardım ve tedavi” için daha kolay sonuç vericidir.
              Sürekli koyu tonlar ve iç karartıcı karalamalar yapan çocukların, ruhsal veya ailesel yapı açısından zor dönemler geçirdiğine işaret eden psikologlar, sanat gözetmeni ve öğreticisinin gözlemleri doğrultusunda gerekli önlemleri aldıklarını söylemektedirler.
              Şu bir gerçektir ki, sanatla uğraşan, sanatsal faaliyetleri gelişmiş, devlet ve insan toplulukları, “savaşa karşı, insan haklarına saygılı ve toplumsal değerleri gelişmiş Uluslardır.”
                                                                                      Dilek SOYSAL
 
 
 
                                      KADIN OLMAK / DİLEK SOYSAL

  


          
    Yüzyıllarca kadın olmanın zorluğunu omuzlarında her an hisseden, tarlada, bağda, bahçede, sırtında çocuğuyla yaz, kış demeden her yerde erkeğinin yanında olmaya çalışan analarımız, kadınlarımız…
      “ Tek varlığım anam” diye şiirler yazılan, “Cennet anaların ayakları altındadır” diyerek orada, burada dem vuran sözler ve yazılar…
           “Son iki yılda ortalama 1.900’ün üzerinde kadın öldürüldü.”
Genelleme yaparsak her gün neredeyse 3 kadın.
Evet, şaşırtıcı değil mi?
Yukarıdaki övgü dolu ibareleri de söyleyen biz, kadını yavrusundan ayırarak hunharca öldüren yine biz…
Farkındayım, bunun üzerine nice yazılar yazıldı, nice yorumlar yapıldı ama sonuç hiçte iç açıcı değil. Elektronik kelepçelerden tutun, erkeğin evden uzaklaştırılması gibi birçok öneri ve yasa. Hatta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Avrupa ülkelerinde uygulanan elektronik kelepçe sistemine geçileceğini açıkladı. Yasal hazırlıkları da tamamladıklarını söyledi. 29 maddelik tasarı, eşine şiddet uygulama ihtimali bulunan kişilere dahi hapis cezası getiriyor. Türkiye’nin en önemli sorunları arasında yer alan kadına yönelik şiddetin önlenmesi için nihayet beklenen adımlar atılıyor.
         Ama unutulan bir şey var, bu verilen cezalar ne kadar caydırıcı olabilecek veya uygulanan yöntemlerle şiddet uygulayan kişiler gerekli tedaviyi alabilecekler mi?
Evet “tedavi”…
        Çünkü ne yapılırsa yapılsın, bu vahşeti gözü kırpmadan uygulayan kişiye “hasta” gözüyle bakılmadan,” hasta yatağına yatırılmadan” sonuç alınamayacağı…
        Alınan önlemler sonuçta acilane durumlar için alınabilir ama uzun vade de başarı elde edemeyeceğimiz ve başladığımız acı noktaya tekrar geleceğimizdir.      
       Onca katil ve tecavüzcüler yıllarca cezaevlerinde yatarlar, dışarı çıktıktan sonra kaldıkları yerden devam ederler ki, genelde bunun sebepleri arasında ise gereken tedavinin yapılmamasıdır…
    Fakat görülmesi gereken daha doğrusu çokta göz önünde bulundurulmayan sebepler de mevcut.
* Şiddeti veya  cinayeti işleyen kişinin hayat şartları ve yaşamdan beklentileri.
*Kişinin çalışma şartları ve iş potansiyelindeki düşüşler.
* Eylemi oluşturan şahsın, eylemi oluşturmadan önceki yaşam şartlarıyla, eylemi oluşturduktan sonraki yaşam şartlarının arasındaki farkların incelenmesi.
* İş hayatındaki çalışma ortamının veya aldığı paranın yetersiz oluşu.
* Aile reisi  konumundan,  alt konuma düşüş korkusu.
* Çevre tarafından çeşitli kışkırtmalar ve kendine olan özgün kaybı.
* Geleneksel “erkek egemen bir toplum yapımızdan etkilenip, bu tarzı kendi üzerinde kaybetme”.
* Çalıştığı gerek kamu gerekse özel iş yapısı içinde üstlerinden veya iş arkadaşlarından sürekli “mobbinge” ( çeşitli baskı unsurları) mahsur kalması.
* Aile  içinde  “söz sahibi ve emredici” özelliğinin kalmaması.
* Kadının bilinçlenmesi ve kendi kararlarında kendinin de söz sahibi olması ve maddi yönden eşine bağımlı kalmaması.
           Sıraladığımız bu maddelerin insan psikolojisinde düşüş yaşaması olasılığının olması ve kişinin “cinnet getirme” yolunda hız kazandıran önemli unsurlar arasındadır.
           Tedavi sürecinde bu maddelerin de göz önünde bulundurulması, tedavinin seyrine hız kazandıracaktır.   En azından dışarı çıktıkların da, psikolojik yönden tedavileri yapılmış birer birey olarak hayatlarına devam ettirilmeleri gerekir.
           Bunların yanı sıra, ceza uygulaması ve tedavisi biten şahsın, dışarı çıktığında hayatını devam ettirebilmesi için, gerek kamu, gerekse özel çalışma hayatına yeniden kazandırılması ve bu konuda “devlet ve özel firma-kuruluşlardan gereken desteğin” verilmesi bu konuda atılacak doğru adımlar olacaktır.
           Yoksa kadınları gerektiği gibi ne “Cumhuriyet Savcılıkların da kurulan şiddetten koruma büroları” nede ilgili kurum, kuruluşlar ve derneklerin çabaları tam olarak yerini bulamayacaktır. Çünkü hasta tedavi edilmezse ya “ölecek-öldürecek”  veya etrafına “mikrop” yayacaktır…
                                                                                     Dilek Soysal
 
 

Bu haber 986 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

GÜZEL SANATLAR

Tacettin Diker

Tacettin Diker Meddah, Karagöz, Kukla ve Ortaoyununa 65 yıl hizmet vermişti.

RESSAMIN GÖZÜ

RESSAMIN GÖZÜ RESSAMIN GÖZÜ
CAN AKENGİN30 Ağustos 2014

HAVA DURUMU

GİRESUN

SİTE ÖNERİLERİ

___www.sanatadair.com___


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi