Sanatla Yaşam
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ZİYARETÇİ SAYACI

SANAL ORTAMLA İMTİHANIMIZ VE İNSAN OLMA SORUNU

Fatma Koşubaşı

28 Eylül 2014, 22:09

Fatma Koşubaşı


Çocukluğumuzda bir oyun oynardık. Kim, kiminle, nerede, ne yapıyor , kim gördü başlıklarını bir kağıda yazar, her başlığın farklı kişilerle doldurulması için kağıdı elden ele dolaştırır, kime hangi başlık denk geldiyse içinden geldiği gibi doldurur, oyun sonunda çıkan saçma- sapan cümlelere gülerdik. Şimdi aynı oyun sanal ortama taşınmış gibi tüm çıplaklığıyla ve absürdlüğüyle devam ediyor. […]

Çocukluğumuzda bir oyun oynardık. Kim, kiminle, nerede, ne yapıyor , kim gördü başlıklarını bir kağıda yazar, her başlığın farklı kişilerle doldurulması için kağıdı elden ele dolaştırır, kime hangi başlık denk geldiyse içinden geldiği gibi doldurur, oyun sonunda çıkan saçma- sapan cümlelere gülerdik. Şimdi aynı oyun sanal ortama taşınmış gibi tüm çıplaklığıyla ve absürdlüğüyle devam ediyor. Tek fark; soruların tamamını bir kişinin doldurması ve çıkan sonuca başkalarının gülmesi…

Eskiden dedikodular mahallede yaşananlarla sınırlıydı. Perde arkasından gözlenen ilişkiler, ortamı bulunduğunda bire bin katılarak anlatılır, dedikodu yapmanın tadına varılırdı. Her ne kadar toplumsal ilişkileri yaralayan bir durum olsa da “dedikodu baldan tatlıdır sözü” her çağda doğruluğunu devam ettiregelmiştir. Günümüzde o perde, bilgisayar ekranına taşınmış, her anını, tüm dünyaya sergileyen gönüllüleriyle adeta bir gösteri ortamı olmuştur. Aslında büyük bir proje olan ve istihbarat amaçlı hazırlanan ortamlar, keyif ve eğlence mekanı olarak algılanmış, her anının istihbaratını gönüllü verenler, özel hayatın gizliliği ve mahremi üzerindeki perdeleri hızla açmaya başlamıştır.  Çok yakın bir zamanda paylaşımların iyice çığırından çıkarak moda adı altında nerelere varacağını düşünmek bile istemiyorum. Yaşadığımız her şeyi herkesin bilmesi tanınma, ünlü olma içgüdüsünü tatmin etse de esasında her seferinde içimizde tatmin edilmeyen daha büyük boşluklar açacaktır.

Aşkı ve sevgiyi sadece kendilerinin yaşadığını sanıp, büyük sevdasını ve mutluluğunu insanların gözüne sokarak yaşayanlardan , bulunduğu her ortamda yer bildirimi yapanlara, çocuğunu sanal ortamda büyütenlerden , aklına esen herşeyi “bu da yazılır mı ” diye akıl süzgecinden geçirmeden saçmalayanlara kadar, en ufak bir fikir kırıntısı barındırmayan paylaşımların olduğu ortamda, insanların tek derdi yaşadığını ve var olduğunu bu alemde, bir yer , bir mekan kapladığını , yediğini, içtiğini, eğlendiğini, gezdiğini, uçağa bindiğini, yere indiğini , hayatın her anından keyif çıkardığını göstermeye çalışmaktan ibaret. Meğer ne kadar ihtiyacımız varmış gösterişe ve meğer ne kadar keyif düşkünüymüşüz de sanal ortamı keşfettikten sonra farkına varmışız. Her hareketini keyfe dönüştürebilen bir toplum gerçekte neden bu kadar sorunlu olabilir?  Evine misafir olduğunda , eşinin yüzüne bakmayan mutsuz kadın, sanal alemde dünyanın en mutlu pozlarını verirken, sorunlarını çözememenin verdiği acıyla nasıl sanal olarak tatmin olmaya çalışıyorsa, başkalarının sanal mutluluğunu kıskanarak ve onların fotoğraflarına bakarak ruhsal olarak ezilen insan da bir müddet sonra aynı yalanın kölesi oluveriyor. Sahte keyifler, şişirilmiş hayatlar yaratıyoruz kendimize.

Bir araya geldiğini ve muhabbet ettiğini sanan insanların, ellerindeki telefonlara gömülüp bedenen bir arada ama ruhen kopuk görüntülerini şaşkınlıkla izliyorum. Güzel bir anın tadına varmak , o anı sürekli görüntülemekle çıkarılmaz. Bir nehrin akışına dalmak ve sesini duymaktır o anı yaşamak, çiçeklerin ve doğanın güzelliğini gözünden gönlüne akıtmak, duyumsamaktır. Çek-paylaş , çek- paylaş durumu, o anı yaşamadan başkaları için güzellikleri geçiştirmektir.

Yediğimizden içtiğimizden bahsetmeye utandığımız için “söylemesi ayıp” diye cümle kurmaya başlardık kısa bir zaman önce. Oysa şimdi ne zengin ve gösterişli sofralara, harika yemek takımlarına sahip olduğumuzun sadece görüntüsünü paylaşmaya başlayalı, unuttuk asıl paylaşımın; o sofralardaki yemeklerin birlikte yenilmesi olduğunu.

Ne demiş Albert Einstein; “Bilgi arttıkça ego azalır, bilgi azaldıkça ego artar.” Bir şeyler üretmek, hayata yararlı ve anlamlı bir şeyler katmak için zaman harcamak emek vermek gerekir. Oysa zaman elimizde oyuncak gibi, onun bizi bitirdiğini anlamadan ne kadar gereksizlik varsa, onunla vaktimizi harcıyoruz. Saatlerce bir ekranın karşısında, düşünmeden, üretmeden, akıl etmeden, sorgulamadan sadece bize sunulanı tüketerek geçirdiğimiz her an ziyandan değil mi? Üretmek mutluluktur, tüketmek ne anlamda olursa olsun, doymaz bir nefisten ve boşlukta inleyen bir ruhtan başka bir şey vermez insana. İşte bu yüzden sığlığımız, vasatlığımız ve de cahilliğimiz.

Nedir bizi bu hale getiren? Sanal ortamdan önce ne yapıyorduk,  şişmiş egolarımızı nasıl tatmin ediyorduk? Sohbet ve muhabbet vardı değil mi, misafirlik vardı, görüşmeler vardı, hasret vardı, bir araya gelince uzun zaman görüşememenin verdiği birikimi hararetle anlatmak vardı, yaşadıklarını başkalarının gözüne sokmadan, gösteriş yapmadan, ahlak sınırları içinde anlatmak vardı, samimi ilişkiler vardı yani, yalnızlık değil, bencillik değil gerçek anlamda paylaşmak vardı.

Teknolojinin insan hayatını bambaşka bir yöne doğru götürdüğü bir gerçek artık. Her yeni teknolojiye alışırken toplumsal yaşantımızdan ve kişiliğimizden de bir şeyler gidiyor ama neler gidiyor nereye sürükleniyoruz pek de sorgulamadan yaşıyoruz. İnsani değerlerin azaldığı hatta yok olduğu günümüzde insan egosuna, bencilliğine, nefsine hitap eden durumlar arttıkça bireyselleşip yalnızlaşan insan, asıl derdini yok sayarak, farklı ortamlarda “ben de varım, ben de yaşıyorum” derdine düşüyor.

Davranışların alışkanlığa, alışkanlıkların karaktere, karakterin kadere dönüşmesiyle yaşadığımız değişim ne alanda olursa olsun bize insan olduğumuzu unutturmamalı. Güzel ahlaklı, erdemli , seviyeli ve  karakterli insan olmanın gizli bir hazine, görünmez bir değer olduğu günümüzde, kötülüklerin karanlığında parlayan bir yıldız olmak herkese nasip olmaz.

Umuyorum ki kendi yıldızının peşine düşsün herkes ve bu kargaşanın , karanlığın içinde umut olsun yarınlara.

Bu haber 633 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
GENÇLERİN YAŞAMI16 Ekim 2019

HAVA DURUMU

GİRESUN

SİTE ÖNERİLERİ

___www.sanatadair.com___


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi